Alfabetikolarak 7 sayfa ve 350 kayıttan oluşan Konya türkülerinin ilk sayfası listelenmektedir. 16 Nisan 2002 tarihinden beri yayındayız
Erzurum yöresine ait sıra barlarından dördüncü barın adı da “Turna Barı”dır. Turna Barı nda biri kadın, diğeri erkek olmak üzere iki oyuncu, bir çift turnayı temsil ederler. Oyunda ara sıra ötüşme taklitleri yapılır. İki oyuncunun birbirleri etrafında dönmeleriyle oyuna başlanır.
Bir ok vurdun deldi geçti sinemi. Ne ağrıdı ne incidi oy dedi. Bir keten geymiş de eninde zarı. Kokar gulleb gibi dökülen teri. Huri mi melek mi yoksa bu peri. Heç görmedim böyle persek (5) soy dedi. Lefiriler (6) saçağı sırması telden. Araşan bulunmaz değme bir ilde. Ne selbide ne semende ne dalda.
Turkuleryöresine ait türküler ve bu yoreye ait sitemizde bulunan türkü sözleri. Turkuler yöresine ait türküler (5224 türkü) Gelende Konya Kervanı
SonDakika.com Haber Portalı 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na %100 uygun olarak yayınlanmaktadır. Ajanslardan alınan haberlerin yeniden yayımı ve herhangi bir ortamda basılması, ilgili ajansların bu yöndeki politikasına bağlı olarak önceden yazılı izin gerektirir. 12.07.2022 09:51:44. #1.12#
Fast Money. Konya Yöresel Gelenek ve Görenekleri-Adetleri İL İSMİ NEREDEN GELİYOR? İsa'dan önce 47-50 ve 53 yıllarında hıristiyan azizlerinden St. Paul burayı ziyaret etti ve şehir önemli bir dinsel merkez olarak gelişti. Bu nedenle hıristiyanlar ona, "İsa'nın tasviri" anlamına gelen "ikonyum" adını verdiler. Abbasiler burayı alınca "Kuniye"ye çevirdiler ve daha sonra Türkler bu ismi Konya olarak değiştirdi. NELERİ İLE ÜNLÜ Mevlana Türbesi, Alaeddin Tepesi ve Camii, Karatay Medresesi, Çatalhöyük Antik Kenti, Akşehir Nasrettin Hoca Şenlikleri, Balatini Mağarası, Ilgın Kaplıcaları EVLENME Hayatın üç önemli geçiş safhasından biri olan evlenme, pek çok gelenek ve göreneklerle donatılmıştır. Üzerinde en fazla durulacak olan konu düğünlerdir. Çok geniş bir konu olan düğünleri, bölümlere ayırarak incelemek gerekir. KIZ İSTEME Oğlunun evlenmesine karar veren baba ve ana dünürcü göndermede gayet gizli hareket eder. Bu da ilk önce kadınlar tarafından yapılır. Önce oğlanan anası ve kız kardeşi, kızkardeşi yoksa akrabalarından en yakını, bir iş bahane ederek kız evine gider. Kızın güzelliğine terbiyesine, vücudunun sağlamlığına alıcı bir gözle bakarlar. Kızı uygun bulmazlarsa,hiç bir şey demeden izin alıp giderler. Kız beğenilirse, bu işlerde hünerli olan bir kadını öncü olarak, kızın önce anasının ağzını arar. Bu arada oğlanın durumu hakkında bilgi verir. Uygun görülürse kızlarına dünürcü geleceklerini anlatır. Kadın dünürcü, kız tarafının verimkar olduklarını öğrenince kız tarafına gönderilir. Bu dünürcülere, kızın anası kesin cevap vermeyeniyetli olsa bile bir kere babasına ben söyliyeyim der. Kadın dünürcülere fazla hürmet yapılırsa, kızın verileceğine bir işaret sayılır. Hatta şöyle bir durumla da sonuç anlaşılır. Ayakkabıları çevrilmişse bu işin olacağına, çevrilmeyip dışarı konulmuşsa olmayacağı anlaşılır. Bu şekilde bir başlangıçtan sonra, erkek dünürcü kız evine gider. "Allah'ın emri, Peygamber'in kavli ile kızınımızı oğlumuza zevceliğe istemeye geldik" diyerek dünürlük edilir. Buna karşılık kızın babası hiç bir şeyden haberi yokmuş gibi, bir süre düşünür, eğer vermeye gönlü varsa; "Sizin ve mahdumumuz için bir şey diyemem, Allah yazdıysa bir şey diyemem. Bana bir kaç gün müsade edin, ben bir düşüneyim" der. Vermeye niyeti yoksa, "Kızım küçüktür, evlenme vakti değildir" yada "kızımız sözlü, sözlü olmazsa sizden iyisine mi verecektik" deyip savuşturur. Gönüllerin inancına varılırsa, bu konuşdan sonra iki veya üç gün ara verilir. İkinci kez gidişte, kızın babası "Biz razıyız, fakat hısım- akrabaya bir danışalım" diye cevap verir. "Kız evi naz evi" derler . Üçüncü gidişde "Ne yapalım, Allah nasip etmişse bizim elimizde ne var, alın yazısına bir şey diyemeyiz" denir. Oğlan tarafı da "Allah razı olsun sizden, hayırlısı Allah'tan, Biz verdik diledik, kapınıza geldik, sizde bizi sevip diledinizse nişanımızı bellimizi koyacağız" denir. NİŞAN Kararlaştırılan günde nişan koyma merasimi yapılır. Yüzük takılarak ve şerbet içilerek yapılan nişan koyma merasimi daha ziyade kadınlar arasında yapılan bir toplantıdır. Kızın evi müsait ise evde, yoksa bir akbara evinde yapılır. İki tarafında akrabaları toplanır. Bu toplantılar da ailer fazla mutasıpsa, hocaların ilahi ve dua okuduğu görülür. Değilse çalgıcılar getilir, oyunlar oynanır. Gelin, eltisi veya görümcesi tarafından yoksa oğlanın genç bir yakını tarafından salona getirilir. Yüzüğü oğlanın annesi takar. Gelin, orada bulunanların ellerini öper, akrabalar takı takarlar. Oğlan tarafının kız tarafına getirdiği hediyeler gösterilir. Yapılan ikram yine oğlan tarafına aittir. Nişan genellikle Perşembe günleri olur. Nişanın bazen yemekli olduğu da görülür. Nişandan sonra kararlaştırılan günde elbise görme işi başlar. Elbise görme işi düğüne yakın birzamanda olur. Beraberlerinde gelin kız da olduğu halde köyde oturuyorlarsa şehre gelinir, şehirde ise çarşıya çıkılır. Daha önce "mehir kesiminde" kararlaştırılan ve alınması gereken eşyanın alınmasına başlanır. Kız tarafı da güveyin giyeceği eşyayı alır. Elbiseyi dikecek terzi oğlan evine bildirilir. Nişandan sonra, kız evine yollanacak dürüye sıra gelir. Dürü bohça içinde kız evine gönderilir. Her iki tarafın hısım akraba ve konu komşusuna gönderilir. DÜĞÜN Düğün genellikle Konya'da haftanın Pazar ve Perşembe günleri bir kaç önce yemek hazırlıkları yapılır, gelinin oğlan evine getirileceği günün sabahı, oğlan evinde pilav verilir. Oğlan tarafının eşi dostu yada umanları çoksa okuntu davetiye dağıtılır. Köylerde de,komşu köylere okuntu gönderilir. Pilav dökme işi devam ederken, gelin hamama ve berbere gider, Geline yakın arkadaşları da eşlik eder. Güveyi de pilav gününden bir gün önce geceleyin "zamah" düzenler. Zamah'a içki içilir, her türlü çalgı çalınır. Güvey fakirse zamah fakir geçer. Çünkü zamah ayrı bir masraf açar. Zamah gecesi kız evinde de eğlence düzenlenir, buna "kına gecesi" denir. Kına gecesine oğlan evinde bir grup kadın da o eğlenceye katılır. Kına gecesinde gelin kıza bir türküyle kınası günü oğlan evinde pilav yenir, buna düğün yemeği de denir. Yemeğin bitiminden sonra, gelin alma zamanı gelir. Oğlan tarafı, araba, otobüs, taksi ile kız evine gider. Köylerde at arabası, traktör veya eğerli at ile kızın evine gidilir. Kayınpeder yanında iki kişi olduğu halde, gelinin bulunduğu odaya varır. Gelin odası arkasından kapanır. Kız tarafı kayınbabadan çeşitli bahşişler almadan gelini vermezler. Gelinin kolundan önce kaynana tutar, birkoluna da diğer akrabası girer. Gelin dış kapıya çıkarılır, bineceği vasıtaya yerleştirilir. Topluca "Allahaısmarladık" denildikten sonra gelin alayı yola düzülür. Köylerde bahşiş alabilmek için yollar engellenir. Gelin, oğlan evine gelinceye kadar bir hayli müşkille karşılaşılır. Oğlan evinde, gelin arabadan inerken gireceği kapının iki tarafı kilimlerle kapatılır. Bazı yerlerde gelinin önüne içi dolu bir testi bırakılır. Güvey tarafından gelinin başına para ve çerez saçılır. Çocuklar tarafından paralar kapışılır, bu arada gelin damadın koluna girerek odasına kadar götürür. Sonra sadıçla beraber evden ayrılır. Evine dönen damat gelinin yüzünü açar, yüz görümlüğü olan parayı verir. Gelin ev halkı ile tanıştırılır. Güveyi, kapıda bekleyen sadıçı ile akşam yemeğine kadar kaybolur. Akşam yemeğinden sonra, yatsı namazı kılınır. Dini nikah, imam efendi tarafından gelinden söz alınarak kıyılır. İmam efendi, gelin odasından kapısı önünde bir dua eder ve güveyi gelin odasından kapısını açarak, gerdeğe sokar. Güvey kapıdan içeri girerken en yakın arkadaşları tarafından sırtına kuvvetlice bir yumruk indirilir. Ertesi günü, gelin yüzü düğünü yapılır. Bu düğün kadınlar arasında yapılır. Gelin oyuna kalktığı zaman göğsüne kağıt para takılır. Güveyde aynı günün öğleni, sağdıç "yiğitbaşılarla" bir yemek yer. Yemekten sonra yiğitbaşıların düğün süresince emeği olan "yiğitbaşı parası" dağıtılır. Gelinin getirdiği pişmiş tavuk ve helva beraberce yenilir. Düğün böylece sona erer. Birkaç gün sonra damat ve gelin hısım akrabalara el öpmeye çıkarlar. El öpmede geline gizlice para verilir. El öpmeye haberli gidilir. Gidecekleri yerde damat- gelin gelecek diye yemek hazırlanır. Önceden o akrabalara alınan dürü hediyelik eşya el öpmeden sonra bırakılır. Eli öpülenler "Allah başa kadar sürdürsün" diye dua ederler. YÖRESEL GİYİM Her ulusun, her şehrin hatta her kasaba ve köyün kendine göre gelenek halinde devam ettire geldiği bir giyiniş şekli vardır. Konya'nın Cumhuriyetten önceki yıllarda özel bir biçimde bir giyim, kuşam, görenek ve adetleri vardır. Konya'nın bu kıyafeti Akşehir'de biraz değişmekte buna karşılık şehrin hemen kıyısında bulunan Sille Bucağının tamamen değişik bir biçimde kıyafeti vardır. Şimdi de Konya'nın kadın, erkek kıyafetleri üzerinde duralım Konya kadının ev içi ve dışarıya giyilmek üzere iki kıyafeti vardır. Başta bir çember, üstünde işlik, alta don şalvar, ayağında ince yemeni biçiminde terlik veya örme patik bulunurdu. Bu kadının normal günlük iş kıyafetiydi. Konya kadının dış kıyafeti şu parçalardan meydana gelmektedir. KADIN KIYAFETLERİ aİç çamaşır Eskiden kadın ve erkek için, iç çamaşırı bükme iplikten, ev tezgahlarında dokunarak, çamaşır bezi denilen kıvrık pamuklu bezden yapılırdı. Buna kıvratmada denilirdi. İç gömleklerin yakaları yoktur. Erkek ve kadının kol uzunluğu bileklerine kadar uzanmaz, etekler ise diz kapakları üzerine varırdı. Göğüs kısmı açık olurdu. İç çamaşırı kol ağızları ve boğaz kenarları kadınlarda oyalarla süslenirdi. İç don belden topuk üzerine kadar uzundu, paçaları çok dardı. Bel kısmı uçkur ile bağlanır, geniş olarak dikilirdi. Dış elbiseler ise, kadınbaşına koyu kırmızı bir fes giyerdi. Bu fesin kirlenmemesi için, fesin içine kellepoş denilen kısa kenarlı takke giyilirdi. Fesin etrafına ipekten ince bir şifon sarılır. Bunun üzerine ayrıca bir yazma dolanırdı. Şifonun faydası, başa iğne takıldığı zaman, iğne ağırlığının dengesini sağlar, fesin üzerine iki ucu sağ ve sol omuzda bulunan renkli çember örtülürdü. b Entari Konya'dan eskiden entariye pek ilgi gösterilmezdi. Ancak gelinler, birde yaşlı kadınlar entari giyerlerdir. Çünkü işlik ve şalvar entariden daha çok giyilirdi. c İşlik İşlik vücuda yapışırcasına sıkıca dikilen bir dış giyecekti. Yakadan göğüs boşluğu üzerine uzanır, buraya kadar düğmeli ve kapalı idi. Kolları bileklere kadar uzun olup, burada kol genişliği bir düğme ile daraltılarak giderilirdi. İşliklere, ala, kadife, pazen, basma, kutmişetari, şelaki, astar, kaput, humayun, yandım alamadım ve alpaktı. Renkleri ise, mevsimine göre seçilirdi. Bahar ve yazın yeşil, koyu yeşil, beyaz, açık sarı, nar çiçeği rengi ile açık mavi beğenilirdi. Sonbahar ve kışın ise koyu renklere ilgi gösterilir. Bunlar, koyu gri ve koyu mavi idi. d Şalvar Bir kadının giydiği şalvar 8-9 metre kumaştan yapılırdı. Akşehir ve çevresinde 14 metre kumaştan bir takım elbise yapıldığı söylenir. Şalvar, belden topuklara kadar uzanır, gayet bol dikilir, çekme payı buna eklenmektedir. Paçalar oldukça dar olup, vücudun hatları şalvarın kıvrımları arasında belirsiz hale gelmektedir. e Hırka Hırkanın içi astar, üstü şelaki ve diğer kumaşlardan yapılır. İçerisine pamuk döşenerek aynı yorgan biçimi dikilmektedir. Etekleri kalçaya kadar uzun olup, bir çeşit cekete benzer. f Salta Yünlü kumaştan dikilen, kollu ve ön kısmı açık, etekleri kısa, yarım ceketi andıran bir yelektir. Saltalar çok süslü yapılır. Sırma ve kaytanlarla çeşitle bezemeler yapılır. Saltalara ayrıca madeni parlak pullarda dikilir. g Kebe Bir çeşit salta olup kolları ve göğüs kısımları işlemelidir. h Ayakkabı Deve derisinden yapılmış, parlak arka kısmı açık pabuç, yanları lastikli uzun konçlu, bir çeşit topuklu kunduradır. Ayrıca mestle de giyilirdi. i Süs ve Takılar Fesin üzerine veya göğsüne elmas iğne takılırdı. Ayrıca boğaz kısmına inci mahmudiye, hamidiye, beşibiryerde altınlar ile altın kordonlu cep saati takılırdı. Parmaklarda kıymetli taşlı yüzükler, kulaklarda elmas küpeler takılırdı. Fakat bu takılar her kadında bulunmazdı. Kollardaki çeşitli bilezikler kadının en önemli ziğnetini ve süsünü meydana getiriyordu. ERKEK KIYAFETLERİ Konya'nın erkek kıyafetleri, birbirinden farklılık arz eder. Her erkeğin görevine göre kıyafeti de vardır. Kıyafetlerinden o kişinin ne olduğu kolayca anlaşılırdı. 1 Ulema Kıyafeti Başta kırmızı veya deve tüyü rengi bir fes, üzerine açıldığı zaman bir adam boyu uzunlukta beyaz tülbent sarık bulunurdu. Fesin altında aynı kadın kelleposu gibi erkeklerin giydiği ve adına terlik denilen takke vardı. Başka bir çeşidi de üç peşli, astarlı entari giyilirdi. Sonradan bu usul terk edildi. Bu entari üzerinde de şal kuşak kuşanırdı. 2 Esnaf Kıyafeti Bu tip kişiler orta yaşlı kimselerden oluşurdu. Başlarında genellikle kırmızı fes, üzerine yazma sarık, sırtta koyu renklerin hakim olduğu salta, meydani işlik, ilmiye sınıfına benzeyen şalvar, ayakta beyaz yün çorap ve yemeni belde silahlıkla şal kuşak bulunurdu. 3 Efe Hovarda Kıyafeti Başta açık kırmızı, uzun sivri fes, arkada uzun koca püskül üzerinde kırmızı ince cemberli sarık işlik dar ve uzun kollu, yaka kapalı, karın boşluğuna kadar etek çapraz düğmeli ve ilikli, vücuda sıkı oturmuş bir çeşit gömlek. Bu gömlek pamuklu bezden yapılır, dokunuş çizgilerine göre isim alırdı. İnce meydan, beşparmak, meydai gibi işliğin üzerine kol uçları bileklerden dört parmak yukarıda dar vaziyette, içi astarlı ön kısımları kavuşmayan salta giyilirdi. a Cepken Etek, kol, yaka ağızları kaytanla süslü olan bir çeşit saltaya benzeyen cepkendi. Cepkenin yaka ve etek kısımları işlemeliydi. b Kuşak ve Silahlık Kuşaklar, gürün, trablus, acem, kesmiş, Tosya şallarından yapılır. Arasına yumuşak deriden yapılmış, bir çeşit cep görevini gören kat kat bulunan silahlık kuşanılır. c Şalvar İlmiyle Ulema sınıfından farklıydı. Diz kapaklarından aşağıya kadar uzanırdı. Bu sebeple adına şalvar yerine "dizlik" denilirdi. Ayaklarında kundura ve yün örgü çorap bulunurdu. Cumhuriyet devrinde erkek kıyafetlerinde büyük çapta bir değişiklik olmakla beraber, kadınların giyiminde fazla bir değişiklik olmamıştır. Özellikle köylerde ve kasabalarda yaşayan kadınların en önemli giysisi şalvar, işlik, yelek ve poşudan oluşmaktadır. Ayaklara kışın mest ve lastik, yazın ise çorap ve lastik ayakkabı giyilir. 4 Abdestlik Çuhadan, softan veya kıldan yapılmış bir çeşit pardesü olup, cep yerleri olmakla beraber cep keseleri yoktu. a Cübbe Kaşmir kumaştan yapılırdı. Aynı abdestlik biçiminde olup, ceplerin hem yeri, hem kesecikleri vardı. b Lata Yakası kalkıkça, iç göğüslerde cepleri vardı. Ağır kumaştan yapılan lata cübbeye benzerdi. Yakasından çapraz bulunan bir çeşit pardesü denilebilecek biçimdeydi. c Biniş Kol ağızları çok geniş bir çeşit cüppedir. Ayakkabılar, kalloş kundura ve mestten ibaretti. HALK OYUNLARI VE FOLKLOR Konya Kaşık Oyunu Oyun denince kaşık oyunu akla gelir. Konya kaşık oyunu Orta Asya'dan Türkler tarafından getirilmiştir. Kaşık oyunlarının figürleri çok fazladır. Fakat göbek figürü halkın daha çok hoşuna gitmektedir. Bu figür dinamik ve sert hareketlerden meydana gelmiştir. Oyuncu devamlı güler yüzlüdür. Çünkü neşe saçması gerekmektedir. Oyun başlar başlamaz kaşıkların çıkardığı ezgiler seyircide saçılmış olan herşeyi yeşertmeye başlar. Herkes farkında olmadan oyunun neşeli havasına kapılır. Kaşıklar vura dursun oyuncunun tıpış tıpış yürüyüşü, topuk döve döve nazlanışı, yan yan sıyrılışı, yavaş yavaş şakalaşması oyunun en belirgin figürlerindendir. Kaşık vurmaları yavaşladığı sırada oyuncu derin bir nefes alacak kadar fırsat bulur. Fakat kimse bunun farkına varamaz. Ayrıca Konya türkülerinin kaşık yapısı içinde oyun havaları niteliğinde oluşu hayli dikkat çekicidir. Çünkü oturak âlemlerindeki oyunlarda icra edilen bu müziğin eşliğinde kadın oyuncular zil ve kaşıklarla beraber Milli kıyafetle oyuna iştirak ederler. Bu halk oyunlarının koreografisi, motifleri yüzyıllardanberi hiç bir değişikliğe uğramadı. Aynen korundu. Oturak alemlerindeki oyunlar da bu oyun türlerine Anadolu'nun başka yörelerinde rastlamak mümkün değildir. Kadın oyunu oynayan oyuncu kadın, zamanla misafirlere sakilik yaptığı görülüyor. Bu usulün Selçuklular'dan önce olduğu iddia ediliyor. Konya kaşık oyununda, oyunlar çeşitli isimler alırlar. Şöyle sıralayabiliriz; Küstü Oyunu Konya'ya has bir oyundur. Kaşıkla oynanır, zille oynandığı da olur. Bu oyunla çalınıp, söylenen türkü " İnce Çayır " türküsüdür. Diğer havalarda oynandığı zaman bu türküyle oynandığı zamanki etkiyi bırakmaz. Sazlar ince çayır türküsünün ara ezgisinin üç bazen de beş defa çaldıktan sonra türkünün okunmasına geçilir. İnce çayır biçilir mi Soğuk sular içilir mi amman. Türkünün burasında bütün sazlar durur. Oyuncu hangi durumdaysa öylece kalır. İşte bu duruş anında bir koşma okunur. Bu koşma umumiyetle küsme üzerinedir. Küsme dilber barışalım, cümle isyan bendedir. Cümle isyan bende ise, her kabahat sendedir. Bundan sonra sazlar yavaştan başlar. Hızlanarak devam eder. Oyuncu da müzikle birlikte yavaştan hızlanarak oyuna devam eder. Bu figür iki ve üç kez tekrarlandıktan sonra oyun biter. Sekelim Kızlar Bu oyun Konya ve köylerinde, düğünlerde genç kızlar tarafından oynanır. Diğer saz meclislerinde bu oyun oynanmaz. Düğünlerde bir araya gelen genç kızlar birbirlerinin bellerinden sarılarak halay oynar gibi dizilirler. Baştaki kız sazla birlikte şu türküyü okur. "Küp dibine bastırma Kız saçını kestirme Yar evine gelince Gönülcüğünü kaptırma" Sonra kızların hepsi bulundukları yerde sıçrarlar ve hep birlikte; "Sekelim kızlar, sekelim vay, vay Arpada buğday ekelim vay, vay" derler böylece oyuna bir canlılık katarlar. Figürler bir kaç kez tekrarlandıktan sonra oyun biter. Oyuncu İle Okuyucunun Karşılıklı Türkü Söyleyerek Oynadığı Oyun Bu oyun şu iki türkü ile oynanır; A Kız sana fistan aldım yolladım geldi mi? B Kıralım kıralım fındık fıstık kıralım. Bu oyunda okuyucu ile oyuncu karşılıklı sorulu cevaplı türküler söylerler. Bu iki türküden biri çalınırken önce okuyucu, sazların kesilmesiyle oyuncuya ahenkli sesiyle sorar. Oyuncu da tempo ile cevap verir. Cevaptan sonra oyuncu kaşıklarını vurarak sazların temposunu hareketlendirir. Oyun böylece başlar. YÖRESEL YEMEKLER Konya'nın diğer şehirlere göre özellik gösteren yemekleri vardır. Bu yemekleri gruplar halinde şöyle sıralayabiliriz. A- SEBZELER B- ETLER C. ÇORBALAR D- MEYVELER E- BÖREKLER 1. Ekşili Kabak Et Kabağı 2. Tatlı Kabak Et Kabağı 3. Patlıcak Musakkası 4. Dolma içleri a Etli Dolma İçi b Zeytinyağlı Dolma İçi 5. Yumurtalı Kabak 6. Zülbiye Papaz Yahnisi 7. Patlıcan Bayıldan 1 8. Patlıcanlı Bayıldan 2 9. Çöplü Bayıldan 10. Lahana Kapaması a Etli Lahana Kapaması b Zeytinyağlı Lahana Kapaması 11. Ildıs Kökü 12- Patlıcan Söğürmesi 13. Boranı Lahana Kapuskası 14. Çöpleme 1. Çebiç Tandır Kuzusu 2. Fırın Kebabı 3. Etli Pide Etli Etmek 4. Çullama 5. Bütümet Orta a Bütümetli Pilav b Bütümetli Patlıcan c Bütümetli Patates 6. Kaburga Dolması 7. İki Bıçak Arası Ciğer 8. Yağda Kızarma Ciğer 9. Ala Kuzusu Ela Kuzusu 10. Gerdan Pişirmesi 11. Topalak Köftesi 12. Tas Kebabı 13. Cella 1. Toyga Çorbası 2. Oğmaç Çorbası 3. Arabaşı Çorbaşı 4. Tandır Çorbası 5. Bamya Çorbası 6. Tutmaç Çorbası 7. Süt Çorbası 8. Erişte Çorbası 1. KayısıYahnisi 2. Sarı Erik Yahnisi 3. Sarı Erik Dolması 4. Ayva Dolması 5. Ayva bastısı 6. Elma Dolması 1. Börek İçleri a Peynirli Börekİçi b Kıymalı Börek İçi c Kıkırdaklı Börek İçi 2. Tandır Böreği 3. Saç Böreği 4. Çarşı Böreği Fırın Böreği 5. Su Böreği 6. Sigara Böreği 7. Sedirler Böreği 8. Tatar Böreği
Konyanın Yöresel Halk Oyunları Konya Kaşık Oyunu Oyun denince kaşık oyunu akla gelir. Konya kaşık oyunu Orta Asya’dan Türkler tarafından getirilmiştir. Kaşık oyunlarının figürleri çok fazladır. Fakat göbek figürü halkın daha çok hoşuna gitmektedir. Bu figür dinamik ve sert hareketlerden meydana gelmiştir. Oyuncu devamlı güler yüzlüdür. Çünkü neşe saçması gerekmektedir. Oyun başlar başlamaz kaşıkların çıkardığı ezgiler seyircide saçılmış olan herşeyi yeşertmeye başlar. Herkes farkında olmadan oyunun neşeli havasına kapılır. Kaşıklar vura dursun oyuncunun tıpış tıpış yürüyüşü, topuk döve döve nazlanışı, yan yan sıyrılışı, yavaş yavaş şakalaşması oyunun en belirgin figürlerindendir. Kaşık vurmaları yavaşladığı sırada oyuncu derin bir nefes alacak kadar fırsat bulur. Fakat kimse bunun farkına varamaz. Ayrıca Konya türkülerinin kaşık yapısı içinde oyun havaları niteliğinde oluşu hayli dikkat çekicidir. Çünkü oturak âlemlerindeki oyunlarda icra edilen bu müziğin eşliğinde kadın oyuncular zil ve kaşıklarla beraber Milli kıyafetle oyuna iştirak ederler. Bu halk oyunlarının koreografisi, motifleri yüzyıllardanberi hiç bir değişikliğe uğramadı. Aynen alemlerindeki oyunlar da bu oyun türlerine Anadolu’nun başka yörelerinde rastlamak mümkün değildir. Kadın oyunu oynayan oyuncu kadın, zamanla misafirlere sakilik yaptığı görülüyor. Bu usulün Selçuklular’dan önce olduğu iddia ediliyor. Konya kaşık oyununda, oyunlar çeşitli isimler alırlar. Şöyle sıralayabiliriz;Konya Küstü OyunuKonya’ya has bir oyundur. Kaşıkla oynanır, zille oynandığı da olur. Bu oyunla çalınıp, söylenen türkü ” İnce Çayır ” türküsüdür. Diğer havalarda oynandığı zaman bu türküyle oynandığı zamanki etkiyi bırakmaz. Sazlar ince çayır türküsünün ara ezgisinin üç bazen de beş defa çaldıktan sonra türkünün okunmasına geçilir. İnce çayır biçilir mi Soğuk sular içilir mi amman. Türkünün burasında bütün sazlar durur. Oyuncu hangi durumdaysa öylece kalır. İşte bu duruş anında bir koşma okunur. Bu koşma umumiyetle küsme üzerinedir. Küsme dilber barışalım, cümle isyan bendedir. Cümle isyan bende ise, her kabahat sendedir. Bundan sonra sazlar yavaştan başlar. Hızlanarak devam eder. Oyuncu da müzikle birlikte yavaştan hızlanarak oyuna devam eder. Bu figür iki ve üç kez tekrarlandıktan sonra oyun Kızlar Bu oyun Konya ve köylerinde, düğünlerde genç kızlar tarafından oynanır. Diğer saz meclislerinde bu oyun oynanmaz. Düğünlerde bir araya gelen genç kızlar birbirlerinin bellerinden sarılarak halay oynar gibi dizilirler. Baştaki kız sazla birlikte şu türküyü okur. “Küp dibine bastırma Kız saçını kestirme Yar evine gelince Gönülcüğünü kaptırma” Sonra kızların hepsi bulundukları yerde sıçrarlar ve hep birlikte; “Sekelim kızlar, sekelim vay, vay Arpada buğday ekelim vay, vay” derler böylece oyuna bir canlılık katarlar. Figürler bir kaç kez tekrarlandıktan sonra oyun İle Okuyucunun Karşılıklı Türkü Söyleyerek Oynadığı Oyun Bu oyun şu iki türkü ile oynanır; A Kız sana fistan aldım yolladım geldi mi? B Kıralım kıralım fındık fıstık kıralım. Bu oyunda okuyucu ile oyuncu karşılıklı sorulu cevaplı türküler söylerler. Bu iki türküden biri çalınırken önce okuyucu, sazların kesilmesiyle oyuncuya ahenkli sesiyle sorar. Oyuncu da tempo ile cevap verir. Cevaptan sonra oyuncu kaşıklarını vurarak sazların temposunu hareketlendirir. Oyun böylece başlar. Başa dön tuşu
A B C Ç D E F G H I İ K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z Tüm Liste Yöreler Konya Annem Beni Kaldırmışsın Atmışsın TRT Repertuar No 02759 Kaynak Kişi Nuri Cennet Derleyen Mehmet Özbek Notaya Alan Mehmet Özbek türkü sözü türkü notası Konya Beyşehir/Balkana Köyü Aşağıdan Gelir Sandık TRT Repertuar No 01393 Kaynak Kişi İbrahim Çöğüş Derleyen Ahmet Yamacı Notaya Alan Ahmet Yamacı türkü sözü türkü notası Konya Aşığın Yaylası Derler Otağı TRT Repertuar No 00505 Kaynak Kişi Bahattin Özsoy Derleyen Muzaffer Sarısözen Notaya Alan Muzaffer Sarısözen türkü sözü türkü notası Konya Seydişehir Ateş Aldı Elimi De Kolumu TRT Repertuar No 00358 Kaynak Kişi Ayşe Dadı Derleyen Muzaffer Sarısözen Notaya Alan Muzaffer Sarısözen türkü sözü türkü notası Konya Beyşehir/Balkana Köyü Atladı Çıktı Eşiği-2 TRT Repertuar No 01414 Kaynak Kişi İbrahim Çöğür Derleyen Ahmet Yamacı Notaya Alan Ahmet Yamacı türkü sözü türkü notası Konya Ayağına Geymiş Sedef Nalini TRT Repertuar No 01557 Kaynak Kişi Sille'li İbrahim Berberoğlu Derleyen Muzaffer Sarısözen Notaya Alan Muzaffer Sarısözen türkü sözü türkü notası Konya Ayağına Giymiş Sedef Nalini TRT Repertuar No 01756 Kaynak Kişi Ali Ulvi Erandaç Derleyen Ahmet Yamacı Notaya Alan Ahmet Yamacı türkü sözü türkü notası Konya Baraka'nın Alt Yanında Bahçalar TRT Repertuar No 01966 Kaynak Kişi Sille'li İbrahim Derleyen TRT İstanbul Notaya Alan Yücel Paşmakçı türkü sözü türkü notası Konya Akşehir Bermende Zeybeği TRT Repertuar No OH422 Kaynak Kişi Yöre Ekibi Derleyen Ferhat Erdem Notaya Alan Ferhat Erdem türkü notası Konya Akşehir Bir Sabahtan Yolum Düştü Geline TRT Repertuar No 00453 Kaynak Kişi Vasfiye Baransel Derleyen Muzaffer Sarısözen Notaya Alan Muzaffer Sarısözen türkü sözü türkü notası Konya Bozkır Bir Taş Attım Alıca-1 TRT Repertuar No 02462 Kaynak Kişi Ali Sandal-Mehmet Başaran Derleyen TRT İzmir Notaya Alan Nida Tüfekçi türkü sözü türkü notası Konya Bizim Evde Şeker Lokum Badem Var TRT Repertuar No 01384 Kaynak Kişi Ahmet Özdemir Derleyen Yücel Paşmakçı Notaya Alan Yücel Paşmakçı türkü sözü türkü notası Konya Çay Benim Çeşme Benim-1 TRT Repertuar No 00322 Kaynak Kişi Çopur Derleyen Muzaffer Sarısözen Notaya Alan Muzaffer Sarısözen türkü sözü türkü notası Konya Bozkır Damda Bacaları Adam Sanırdım TRT Repertuar No 00077 Kaynak Kişi Yöre Ekibi Derleyen Tuncer İnan Notaya Alan Tuncer İnan türkü sözü türkü notası Konya Bozkır Dere Boyu Düz Olur TRT Repertuar No 02611 Kaynak Kişi Ali Sandal Derleyen Ahmet Sezgin Notaya Alan Mustafa Hisarlı türkü sözü türkü notası Konya Akşehir Durnam Gelir Yata Kalka TRT Repertuar No 00618 Kaynak Kişi Fakçı Mehmet Sarıgül Derleyen Ali Canlı Notaya Alan Ali Canlı türkü sözü türkü notası Konya Efendim Aşkınla İşte Püryanım TRT Repertuar No 00867 Kaynak Kişi Sille'li İbrahim-Saatçi Murat Derleyen Muzaffer Sarısözen Notaya Alan Muzaffer Sarısözen türkü sözü türkü notası Konya Çumra Eğdim Kiraz Dalını TRT Repertuar No 02801 Kaynak Kişi Ali Konukay-Veli Civelek Derleyen Ankara Devlet Konservatuarı Notaya Alan İsmet Akyol türkü sözü türkü notası Konya Elif Gızının Da Mendiline Mestine TRT Repertuar No 03540 Kaynak Kişi Memduh Derin Derleyen Kemal Koldaş Notaya Alan Kemal Koldaş türkü sözü türkü notası Konya Karapınar Elinizden Elinizden TRT Repertuar No 00418 Kaynak Kişi Osman Sel-İbrahim Çetin Derleyen Muzaffer Sarısözen Notaya Alan Muzaffer Sarısözen türkü sözü türkü notası Konya Elmaların Yongası TRT Repertuar No 01491 Kaynak Kişi Ahmet Özdemir Derleyen Yücel Paşmakçı Notaya Alan Yücel Paşmakçı türkü sözü türkü notası Konya Emmiler Emmiler TRT Repertuar No 04251 Kaynak Kişi Ahmet Gazi Ayhan Derleyen TRT Notaya Alan Nihat Kaya türkü sözü türkü notası Konya Akşehir Emmiler Emmiler Türkmen Emmiler TRT Repertuar No 00329 Kaynak Kişi Yöre Ekibi Derleyen Muzaffer Sarısözen Notaya Alan Muzaffer Sarısözen türkü sözü türkü notası Konya Enginli Yüksekli Kayalarımız TRT Repertuar No 02757 Kaynak Kişi Nuri Cennet Derleyen Mehmet Özbek Notaya Alan Mehmet Özbek türkü sözü türkü notası Konya Bozkır Eremedim Vefasına Dünyanın - 2 TRT Repertuar No 01571 Kaynak Kişi Ali Sandal-Mehmet Başaran Derleyen Nida Tüfekçi Notaya Alan Nida Tüfekçi türkü sözü türkü notası türkü hikayesi Sayfalar 1 [2] [3] A B C Ç D E F G H I İ K L M N O Ö P R S Ş T U Ü V Y Z Tüm Liste
Boş Beşik Dağlar deyip başlayalım. Yüce dağlar, koca dağlar, boy atıp bel veren dağlar. Yaz gelende on dördünde bir güzel gibi salınıp giden, kış gelende yağmuruna karına meydan okuyan, yüce mi yüce, dost mu dost dağlar. Kişioğluna el midir ki anılmasın bu dağlar! Onun yaşamının dışındamıdır ki bilinmesin! Derdine dert katan mıdır ki sevilmesin haa! İster boy verip başı göklere erişsin; Ağrı densin adına, ister her mevsimde başından duman eksilmesin; Palandöken diye anılsın. İsterse bir yanı deniz, bir yanı bağlık - bahçelik Toroslar olsun. Kimine geçim kaynağı, kimine yurt yeri, kimine mutluluk, kimine karacalı bir öyküdür dağlar... Sevda gibi, yar gibi, türkü olup dilden dile söylene gelen öykülü dağlar. Benzer bir ela göz geline dağlar... Öykümüzün geçtiği yer Toroslar. Güneyin dantel kıyılarında yekinip, Hakkari'nin ayakucundan deli-dolu akıp giden Zap'a kadar varan, dert alıp, derman veren Toroslar... Baharın ekinler çabuk göverir Toroslar'da. Haziran dedi mi kıyı kesiminin insanı öbek öbek Toros yaylalarını tutar ve Toros yaylalarının yörükleri yeni yeni otlaklar, yeni yeni su başları arar durur. Çadırlar toplanır, güzeller düşer yüklü develerin peşine, yürü ha yürü yürü ha yürü. Elmalı'dan Gömbe'ye, Gömbe'den Seki'ye, Sekiden Çiçek dağı'na. Bitip tükenmeyen yol, ardı - arkası gelmeyen göç; bıkmadan ve yorgunluğunu duymadan... Derler ki, çok eski zamanlarda bir gün, bu yörük obalarından biri gelip Gömbe yakınında Yanıkhan yöresine konuklar. Yanıkhanlıların önce pek canı sıkılır bu işe... Öyle ya, bir köyün hayvanı için yörenin otlağı az gelirken, buna bir de yörük obasının onca hayvanı ortak olursa can sıkılmaz mı buna? Sonra hayvan dediğin yazın yiyip kışın aç durmuyor ki... Kışı da var bunun. Neyse, yine de yüzü yumuşak Yanıkhanlıların. Böyle düşünseler de pek bir şey demezler Kırobalılara. Zaten yörük obası da orda kalıcı değildir. Şöyle, yeni bir otlak buluncaya kadar konmuştur Yanıkhan yöresine. Sonra, onca bağdan bahçeden çıkanı kime satacaklar? Elbette rastladıkları yörüklere. Ama az, ama çok. İşte Yanıkhanlı Fadime de yetim kardeşlerinin yiyeceği, asmadaki beş on salkımı keser, doldurup bir sepete vurur- gider yörük çadırlarına satmaya bir gün.. Nasıl satmasın ki, evin vergisinden tutun da üç yetimin yiyip içeceğine kadar her şey o'na bakıyor. Babası kuyu temizlerken boğulup ölmese, anasının ömrü yetseydi bu işler O'na kalır mıydı? O da el kızları gibi düğün bayramlarda giyinip-kuşanıp bir tek çeyizini çemenini düşünürdü. Ama neylesin ki hal böyle değil. Gerçi komşu oğlu Halil, hem babalık hem kardeşlik eden Fadime'ye ama, yine de Fadime düşünceli... Herşeye Halil koşsun ister mi? Zaten yeteri kadar yük oluyorlar O'na... İşte bunun içinde Halil şehre inince keser asmanın üzümlerini, varır gider yörük çadırlarına satmaya. Çadırlara yaklaşınca bir ünler, iki ünler, ses yok! Derken, insanlardan önce köpekler duyup koşuşurlar sese. Fadime'nin yüreği yekinir köpekleri görünce. Neyse ki çok geçmeden iki yandan, bunlar böyle kime sarar durur ki, diye çadırlardan çıkanlar olur da, kurtarırlar Fadime'yi. Sonra da yaşlı bir yörük kadını, alır çadırına götürür. Yörük beyinin çadırıdır burası. Yaşlı kadın da karısı. Çadır da çadırdır. Sanki dayalı döşeli bir konak. Su içirir kadın önce Fadime'ye, korkusunu yensin diye... Sonra, şöyle biraz dinlenmesi için uzanmasını söyler. Bir ara çadırın kapısında bir genç görünür. Hemen doğrulur uzandığı yerden Fadime. Kıroba beyinin oğludur bu. Ve avdan dönmektedir. Çadırın kapısına vardığında bir de bakar ki delikanlı, güzellerden güzel bir kız. Hem de kendi çadırlarında. Anası oğlunun sormasına koymadan bir bir anlatır meseleyi. Delikanlı da; bir yandan anasının anlattıklarını dinler ama, bir yandan kızdadır gözü. Baktıkça da yüreğinin başında şöyle bir kıpırdanma olur. Baktıkça bakası gelir. İster ki, hiç gitmesin bu Yanıkhan'lı güzel kız çadırlarından. Ama bir yandan da dayanamaz onun oracıktaki utanıp sıkılmasına iyi bir fiyatla alır üzümü, uğurlar Yanıkhan'a doğru kızı. Bir yandan da ünler ardından -Yine getir üzüm, olmaz mı? -Olur, der Fadime der ya, beyin bakışlarından biraz ürktüğü için mi, yoksa bir an önce eve varıp yetim kardeşilerini doyurmak için midir nedir, koşar gibi gider Yanıkhan'a. Fadime'nin bir sürü düşüncesi vardır. Evin algısı - vergisi, kardeşlerinin yiyip giyeceği, harman-hasat... Ya yörük beyinin oğlu net'sin. Yüreğindeki kıpırdanma bir küçücük köz olmuş, bu köz de büyümüş bir koskoca yanar olup çıkmıştır. Kime dert yansın? Anasına dese -Emmin kızına hanidir sözledim di ben seni, diyecek. Babasına dese -Töremizde yok dışardan kız almak bizim, deyip çıkacak. Kime ne desin? Bir gün böyle, üç gün böyle beş gün böyle... Hayvanlar yakın çevrede doyunamayıp, yarı aç dönmeye başlarlar. Oba, Seki yaylasına göçecek. Ama yörük beyinin oğlu; ha bugün, ha yarın deyip geciktirir durur göçü. Delikanlı bir açabilse anacığına derdini, bir razı edebilse Fadime'yi istemeye onları... Bir süre bakar ki; bu iş öyle beklemekle olacak cinsten değil. Yüzün kızartıp varır anasına anlatır O'na herşeyi. Ana bakar ki oğlunun hali hal değil, razı olur ve babasına açar meseleyi. Baba da toplar obanın ileri gelenlerini, fikirlerini sorar onların. Kabullenmeyip de ne edecekler Kıroba'nın ileri gelenleri böyle bir isteği. Delikanlı elden gitti - gider. Kabullenirler. Hemen Yanıkhan imamına elçi gönderilir, istetilir Fadime. İmam duyunca şöyle bir düşünür." Fadime yetim. Halil bakıyor bakmasına ama, yine de yuvasını kurmalı" Sonra varır muhtara, anlatır olanı - biteni. O da Halil'e.. Halil genç... Halil hem Fadime'nin ağası, hem can yoldaşı. Yörükbeyinin oğlundaki yürek de; Halil'deki değil mi? Ama gel gör ki Halil bir kez "yetim" diye elini uzatmış onlara. Tutup da diyebilir mi "Fadime benimle evlen", diye. Sonra; O eh dese bile el ne düşünür. -Bak hele Halil'e kızda gözü varmış da onaymış yardımı, demez mi? İmamla muhtar, Halil'e -Sen Fadime'nin hem kardeşisin, hem babası. Bu işe ne dersin? Kıroba beyinin oğlu ile evlenirse yokluğa tövbe eder fıkara, derler. Ne desin Halil -Fadime bilir. Yetim kişi kendi göbeğini kendi keser der, çıkar işin içinden. Ondan sonra Fadime de -Yok ben Halil'i isterim diyemez ya! Eh der... Ve uzatmayalım verilir Fadime. Yörük Beyinoğlu sevinçli. Yörük Beyinin oğlu sabırsız. Ama Halil'in yüreğinin orta yerinde bir yara ki; kanar durur. Kimseciklere de, halim budur, diyemez. Düğün hazırlıkları bir yandan başlaya dursun, bir yandan da eşe dosta okuntu salınır. Yollar nice ırak olursa olsun dağ insanı komşudur, birbirine. Erzurum yaylarının yörüklerine değin salınır haber. Duyan gelir, duyan gelir ve bir hafta yenilir içilir, güreş tutulup cirit oynanır. Yarışlar sürer gider. Ve haftanın çarşambasında çeyizle birlikte yetim kardeşlerini gönderip, perşembesinde de Fadime'yi Kırobalılara gelin gönderirler Yanıkhanlılar. Kişioğlunun alışamadığı şey var mıdır ki Fadime alışmasın gittiği yerin töresine. Oba da düğünün çoğuna kalmadan seki yaylasını, daha sonraki aylarda da yeni yeni yaylaları yurt tutar. Yanıkhan, oradaki arkadaşları, evi ve Halil çok gerilerde kalmıştır artık. Ve yüreğinin başında bir özlem olmuştur hepsi Fadime'nin. Bir kız gelin olup da eşikten adımını attı mı, baba evini unutmalı derler. Zaten unutmasa net'sin Fadimecik. Böylece aylar, derken yıllar geçer. Yıllar geçer ya hala Fadime'nin çocuğu yoktur. Obadan sevinenler olur buna. Söz edenler olur Fadime'nin kısırlığını... Ama hepsini içine atar Yanıkhan'lı yörük gelini. Sinesine çeker. Hatta kaynananın, kaynatanın bile yüzü değişir bir zaman sonra. Değişmese bile insana öyle gelir. Böylece gider zaman yedi yılı bulur. Evet, herkesin, Fadime daha çocuk sahibi olamaz, diye düşündüğü sırada, koskoca yedi yıl sonra çocuğa kalır Fadime. Sonra da; güzel mi güzel, sağlıklı mı sağlıklı bir erkek çocuk dünyaya getirir. Kurtulur herkesin dilinden. Onca yıl kendini iğneleyenlere, nispet yapanlara karşı durur mu Fadime gayrı. Bu kez o başlar. Hele bir gün Elmalı yöresine göç kararlaştırınca, her göçte obanın önünden giden kara mayanın üstüne sarar beşiği. Ala kilime sardığı bebeğini de koyar beşiğe. Devenin ipi elinde, göçün önünden yürümeye başlar. Sevinçten içi içine sığmaz Fadime'nin. Epey yol alırlar, yol mu koyar, yedi yılda bir bulunan bebeğin anasına? Elinde kara mayanın ipi ve kara mayanın üstünde ala kilime sarılı oğlu. Derken bir ormana girerler. Toroslar'da yağmurun fırtınanın ne zaman geleceği belli olur mu? Bakmışsın karşı yakaya yağmur yağıyor, beri yakada bir kararma, bir fırtına alır yürür. İşte o ara öyle bir karanlık, öylesine bir fırtına sarıverir ki ortalığı. Göz gözü görmez olur. Karanlık sürdükçe ormandaki yol uzar. Ananın aklı - fikri yavrusundadır. Bir karanlık dağılsa, bir fırtına bitse de kara mayayı çöktürüp, şöyle bağrına basa basa sevebilse yavrusunu. Uzun bir süre sonra aydınlanır etraf. Zaten oba, ormanın bitimindeki konak yerine de varmıştır. Yükler bir bir indirilmeye başlar. Fadime kara mayayı çöktürür, yavrusunu alıp sevecek. Ama bakar ki, kara mayanın üstündeki beşik boş... Ala kilime sarılı yavrusu yok beşikte. Ana deliye döner. Bütün obayı sarar kara haber. Dayı hemen atına atlayıp sürer gider ormana doğru bebeği aramaya. Ana yüreği bu. Durabilir mi Fadime? O da yaya düşer yola. Derken emmi oğluyla doğru giderler orman boyunca gerisin geriye. Anasının gözü uçup gider kuzgunlarda. Ananın gözü dal uçlarındadır... Ve dudaklarında bir ağıt! Elmalı'dan çıktım yayan Dayan hey dizlerim dayan Dayım atlı emmim yaya Bebek beni del'eyledi Yaktı yaktı kül eyledi Dayı hayli öndedir. Bir ara iki yanına bakarken dalın ucunda asılı kalmış ala kilime gözü ilişir. Varıp ağacın altına yavruyu arar ama, boşunadır araması. Kuzgunlar ağacın altında dolaşmaktadır hala. İndirir ala kilimi, oracıktaki kemikleri sarar ona. Sonra biraz ilerdeki büyükçe bir taşı kaldırarak altına gömer ve aynı taşla kapatır üstünü. -Anası görmemeli, bilmemeli, yoksa can mı dayanır buna diye düşünür. Ve zaman geçirmeden döner geriye. -Bir şeycikler yok oralarda. En ufak bir ize bile rastlamadım, dönelim der karşıdan gelenlere. Gerisin geri dönerler Elmalı yaylasına doğru. Ama Fadime'nin ayakları geri geri gitmektedir. Bir ara nasıl olduysa yanındakilerin kaşı ile gözü arasında döner geriye, vurur gider ormana. Ve yine ağıt dudaklarında ve yine dizlerini döve döve Ala kilime sardığım Yüksek mayaya koyduğum Yedi yılda bir bulduğum bebek Beni del'eyledi Yaktı yaktı kül eyledi. Derken bir akkuş belirir önünde. Sanki gel etmektedir bu ağzı dili söylemez hayvan. Sıçraya sıçraya ilerki kayanın başına konar kuş. Fadime de varır kuşun yanına. Yavrusunun orada gömülü olduğundan habersiz çıkarıp atar ayağındaki çizmeyi filan vurur bağrına, söylenir kuzgunlara ağıdında Havada kuzgunlar dolaşır Kargalar üleş bölüşür Kara haberler dolaşır Bebek beni del'eyledi Yaktı yaktı kül eyledi. Neden sonra Kırobalılar farkına varır acılı ananın yokluğunu da dönerler geri, aramak için. Ama ne mümkün. Sadece aktaşın yanında kırmızı çizmesine rastlarlar O'nun. Ve de taşın üstünde bir akkuş dönmektedir. Dayı bir bir anlatır daha önce gördüklerini. Kırobalılar mezarın üstünde dönen ve kendilerini görünce kaçıp giden bu akkuşu Fadime sayarlar ve yürekleri ferah dönerler Elmalı yaylasına. Bundan sonrası için derler ki Fadime o acıyla vurmuş gitmiş aşağı yöreye. Değirmenci Mehmet dayı rastlamış O'na ve bir baba gibi teselli etmiş onu. Kaybolmaz bebek. Çevre köylerden birinden bulan olmuştur. Yaz gelende sorup soruştururuz, demiş. Ama yine de Fadime alıp başını deli-divane yollara düşmüş. Olacak işte, böyle bir zamanda bulmuş Halil'ini değirmenin yakının da. Hem ağlayıp, hem eski günleri söylemişler bir bir. Sonra mı? Sonra iyi yürekli değirmenci bunları baş-göz edip baba mirası değirmeni de onlara bırakıp koyup gitmiş köyüne. Yusuf Ziya Demircioğlu böyle anlatmış, biz de size böyle aktardık. Evet sayın okurlar, Fadime yine öyle bilsin herşeyi. Çevre köyden, bilmediği birisine evlat oldu bilsin yavrusunu. Yanıkhanlılar, Kırobalılar, Fadime'nin her dara düşenin yardımına koşan bir akkuş olduğundan söz etsin. Yanıkhanlı yörük gelini bilmiyor ya olanı biteni. Çocuğun başına gelenleri bilmiyor ya. Ve şimdi Halil'den olan yavruları dönüp dolaşıyor ya evinin yöresinde, yeter. Kaynak Öyküleriyle Halk Türküleri Notalı - Hamdi Tanses
Ordu Yöresine Ait Ordunun Dereleri Türküsünün Hikayesi ve SözleriBir tarih zengin bir uşak maddi durumu onun ki kadar iyi olmayan bir genç kıza aşık olur. Tabi kızda bu uşağa aşık olur. Bunlar birbirlerine sevdalanırlar lakin kız ile oğlanı birbirlerine kavuşmalarını istemeyen insanlar artık o kadar sevda acısı çeker ki ve der ki ;Ordu’nun dereleri Aksa yukarı aksa Vermem seni ellere Ordu üstüme kalksaBurda derenin ters akması doğal bir kanuna aykırı olacağından bu aykırılık olsa dahi senden vazgeçmiyeceğim ve tüm Ordu üstüme gelse yine seni seveceğim anlamı çıkmaktadır. Tabi kız ile oğlanı ayırmak için oğlana kız hakkında yalan yanlış şeyler söylenmektedir, bu sebeble kız;Oy Mehmedim Memedim Sana küstüm demedim Beni sana geçmişler Vallahi ben şivesine göre geçmek sözcüğü şikayet etmek anlamına da gelir.
konya yöresine ait türküler ve hikayeleri