Antibiyotikateş düşürmez, sadece uygun ve doz ve şekillerde kullanılan antibiyotik, hastalığın kaynağı olan enfeksiyonu ortadan kaldırdığı için ateş düşer. Soğuk algınlığı ve grip çoğunlukla kendi kendine iyileşebilen hastalıklardır. Antibiyotik alımı gerekmez. Antibiyotik, sizin grip ve soğuk algınlığını
Antibiyotikilaçları kesinlikle rastgele kullanmayınız çünkü her antibiyotik her enfeksiyonu ortadan kaldırmaz. Emzirme döneminde antibiyotik kullanımı doktorunuza danışarak alabileceğimiz bir karardır. Emzirme döneminde annede grip ve nezle gibi viral hastalıklar ortaya çıkarsa antibiyotik kullanmak gereksiz ve sakıncalıdır.
Hiwellin uzman psikologlarından terapiden beklentilerine en uygun olanla görüşmeye başlamak için nisan ayı boyunca geçerli berrak15 koduyla %15 indirimden faydalanabilirsiniz. Terapiye başlamak için sorunlarınızın son raddeye ulaşmasını beklemeyin; terapi, isteyen herkesin hayatının bir parçası olabilir.
Adetliykenağrı kesici kullanılır mı? Adet sancısının tedavisinde genellikle ağrı kesiciler kullanılmaktadır. Bu ilaçlar prostaglandin seviyesini etkilediği için ağrıyı azaltmaktadır. Kullanılan ağrı kesiciler ile kanama da bir miktar azalır
Uzmanlar antibiyotikleri uygun şartlarda saklamanın doğru bir davranış olduğunu ancak bu ilaçların, doktor önerisi dışında kullanılmaması gerektiğini bildirdi. Ondokuz Mayıs
Fast Money. Necip Fazıl Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Evrim Gülderen, Kış aylarında sıkça karşılaşılan “Nezle ve Grip Tedavisinde Antibiyotik Kullanılır Mı?” sorusuna Necip Fazıl Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Evrim Gülderen, “Şu günlerde hemen hemen çoğu evde kimilerinin burnu akıyor, öksürüyor, boğaz ağrısı, halsizlikten yakınıyor; kimileri ise ateş, kas ve eklem ağrısı çekiyor. Peki, ne yapmak lazım? Tedavi için ne kullanmak lazım? Bu durumda Antibiyotik almak doğru mu?”Kış mevsiminde sık olarak karşılaştığımız grip ve nezle viral enfeksiyonlar olduğunu ifade eden Dr. Gülderen sözlerine şöyle devam etti “Burun akıntısı ile karşılaştığımızda nezle olması ihtimali oldukça yüksektir. Nezlesoğuk algınlığı ve grip farklı birer enfeksiyondur. Nezle daha hafif, daha kolay atlatılan bir viral enfeksiyon iken gripte durum biraz daha farklıdır. Grip vücut direnci iyi, sağlıklı bireylerde ilaçla kullanılsa da kullanılmasa da aynı süre zarfında, toplam yedi günde iyileşir. Grip özellikle yaşlılarda ve çocuklarda ağır seyredebilir. Yani bu durumda gripten korunmak daha önem arz eder.” Gribe yakalandığımızda iyileşmek için ne yapmalıyız?Dr. Gülderen “İstirahat etmeniz hastalığı atlatmanızda faydalı olacaktır. Dinlenin ve iyi uyuyun. Beslenmeye özen gösterin. Bol sıvı, C vitamininden zengin meyve ve sebzeler portakal, mandalina, greyfurt, yoğurt, yumurta, et ve balığı tercih edin. Limon suyu içeren tavuk suyu çorbası tercih edilen bir yemek olabilir. Boğaz temizliği için, bol ve sık ılık su, çay için. Ihlamur tercih edilen çaylardan olabilir. Boğaz temizliği için az miktarda tuz içeren su ile boğaz gargarası yapılabilir. Ağrı ve kırıklık şikâyetlerinin tedavisi için doktor kontrolünde ağrı kesicilerden faydalanılabilir. Tansiyon, şeker veya kalp sorunu olanlar, doktora danışarak ilaçlarını kullanmalıdır.” Grip tedavisinde antibiyotikler faydalı mı?Grip tedavisinde antibiyotiğin yeri yoktur diyen Dr. Gülderen sözlerini şöyle sürdürdü “Antibiyotikler bakterilerin yol açtığı hastalıkların tedavisinde kullanılır. Oysaki grip virüslerin yol açtığı bir hastalıktır. Antibiyotiği gereksiz kullanmak dirençli enfeksiyonların ortaya çıkmasına sebep olabilir. Antiviral ilaçlar erken dönemde ve gerekli görülürse enfeksiyon hastalıkları, göğüs hastalıkları ve çocuk hastalıkları uzmanı tarafından başlanabilir. Antiviralller dikkatli kullanılmalıdır.” Gripten korkmalı mıyız?“Risk grubundaki kişiler için dikkatli olunması gerekiyor. Risk grubu kişiler 65 yaş üstü olanlarözellikle 80 yaş üstü , hamileler, 2 yaş altı olanlar, kalp, akciğer, karaciğer, böbrek yetmezliği hastaları, bağışıklığı baskılananlar kanser tedavisi gören ve organ nakilliler olarak söylenebilir. Bu kişilerde grip ağır seyredebileceği için dikkat edilmesi gerekir. Bu kişilerin grip aşısı yaptırması önerilebilir.” Gribi başkalarına bulaştırmamak için ne yapabiliriz?“Ellerinizi sık sık yıkayın. Tokalaşma sırasında ellere bulaşan virüslerin bulaşmasını önlemek için ellerinizi yıkayın. Cep telefonlarınızı temiz tutun. Başkalarının cep telefonunu kullanmayın. Televizyon kumandasını temiz tutun. Yastık kılıfları ve çarşaflarını sık sık değiştirin. Özellikle grip, nezle geçirdiyseniz hemen değiştirin. Herkesin kendine ait havlusu olmalı, havlular kışın sık sık değiştirilmeli, mutlaka kuru tutulmalı. Hapşırırken, öksürürken tek kullanımlık mendil kullanmak, kolunuzun ters yüzüyle ağzınızı kapatmak, bulaşmayı önlemede en iyi yöntemlerdir. Toplu seyahat edilen ortamlara girmeyin veya bu durumda maske takın. Çocuklar hasta ise okula gitmemesi doğru bir yaklaşım olabilir. Yoksa, virüsler arkadaşlardan birbirlerine pinpon topu gibi gidip gelecektir.” Güncelleme Tarihi 09 Aralık 2016, 2123
İyileşmek için kullandığınız ilaçların özellikle antibiyotiklerin yanında aldığınız takviyelerin ilaçların etkisini azaltabileceğini biliyor muydunuz? Hastalık döneminde vücut direncini artırmak amacıyla kullanılan besin ve bitkisel kürler ilaçların hastalığı ortadan kaldırmasına yönelik etkisini Hastalıkları Uzmanı Dr. Ergün Kasapoğlu, ilaçlarla birlikte kullanılmaması gereken takviyeler ve neden olabileceği problemler hakkında bilgi 50’den fazla ilacın etkisini kaybetmesine neden olabilen greyfurt, ilaçlarla birlikte içildiğinde yarar yerine zarara neden olabilir denildiğinde ilk akla gelen besindir. Sütİçerdiği kalsiyum, magnezyum gibi minerallerle vücudun belli antibiyotikleri işlemden geçirmesini zorlaştırabilir. MeyanköküBazıları sindirim için yardımcı olmak için bitkisel bir çare olarak kullanın ve diğerleri gıdalar lezzet için kullanın. Ancak, meyan kökü içinde kimyasal olarak bulunan glisirizin, siklosporin bazı organların ilaçlarını, özellikle organ nakli sonrası kullanılan ilaçları kişinin vücudunun reddetmesine yol açabilir. ÇikolataÖzellikle bitter çikolata, uyumanıza yardımcı olmak amacıyla verilen bazı sakinleştirici ilaçların etkisini azaltırken bazı uyarıcı ilaçların gücünü artırabilir. Özellikle depresyon tedavisi sırasında gereğinden fazla tüketilen çikolata tansiyonunuzun yükselmesine neden olabilir. Demir desteğiDemir eksikliği tedavisi için kullanılan takviyeler, tiroid tedavisi gören kişilerde problem yaratabilir. Demir takviyesine ihtiyacınız varsa, hekiminizle konuşarak tiroid tedavisi ilaçlarınızın zamanlamasını farklılaştırın. KahveAntipsikotik ilaçların içerdiği etken maddeye göre bazı hastalarda ilaç etkilerini zayıflatırken bazı hastalarda ilaçların yan etkilerini artırabilir. AntihistaminiklerAlerjilerin neden olduğu hapşırık ve burun akıntılarını gidermek için kullanılan antihistaminikler yüksek tansiyon ilaçlarının etkisini azaltarak, kalp atışını hızlandırabilir. K vitaminiKan akışını düzenlemek ve kan sulandırmak amacıyla aldığınız ilaçların yanı sıra tüketeceğiniz K vitamini takviyeleri ya da brokoli, Brüksel lahanası, lahana, maydanoz ve ıspanak gibi besinler ilaçlarınızın etkisini azaltır. Sarı KantaronBazen depresyon olan insanlara yardımcı olmak için kullanılan bitkisel ilaçlar, kullandığınız ilaçların etkisini azaltarak karaciğer enzimlerinizin değerlerini etkileyebilir. Ginkgo BilobaBazı insanlar, yüksek tansiyon, demans, kulak çınlaması gibi problemleri gidermek için bu bitkisel takviyeden yararlanabilir. Ancak bunun net olarak olumlu bir etkisinin olduğunu kanıtlayan hiçbir araştırma yoktur. Aksine bitkisel takviyelerin gereğinden fazla tüketimi, mevcut kullandığınız ilaçların etkilerini zayıflatabilir. İLAÇLARINIZI REÇETEDE BELİRLENEN DOZ VE SÜREDE KULLANMAYA DİKKAT EDİN!İlaçların sadece yüzde 50'si reçete edildiği gibi alınır. İnsanlar çoğunlukla ihtiyaç duyduklarından daha az, rastgele zamanlarda alır veya dozlar arasında büyük boşluk bırakır. Bütün bu yanlış yaklaşımlar ilaçların etkilerini zayıflatabilir.
Eklenme Tarihi 20 Temmuz 2018, Cuma, 1325 Son düzenleme 29 Ağustos 2019, Perşembe, 1654 Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Özlen Emekçi Özay Kadınların Sık Yaşadığı Vajinal Mantar Enfeksiyonu Hakkında Bilgiler Verdi. Bu Hastalığa Birçok Faktörün Neden Olduğunu, En Önemli Belirtinin Vajinada Kaşıntı Olduğunu, Tanısı Kolay Konulan Bir Hastalık Olduğu Gibi Tedaviye Kolay Cevap Veren ve Tekrarlama Riski Fazla Olan Bir Hastalık Olduğunu Belirtti. Vajinal Mantar Enfeksiyonları Tedaviye Kolay Cevap Vermekte Vajinal mantar enfeksiyonunun antibiyotik kullanımı ve gebelik gibi nedenlerle ortaya çıkan bir durum olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay, vajinal mantar enfeksiyonunun tedaviye kolay cevap verebilen bir enfeksiyon olduğunu belirtti. Kronik vajinal mantar enfeksiyonunun hem cinsel hem de psikolojik sorunlara neden olabileceğini söyleyen Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay, vajinal mantar enfeksiyonlarına yol açan mikroorganizmalardan en sık görülenin Candida Albikans adı verilen bir maya hücresi olduğunu belirtti. Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay şöyle devam etti “Vakaların %67 – 95 arasında bu mantar hücresi sorumlu olarak bulunduğundan, vajinal mantar enfeksiyonları genelde vajinal kandidiyazis tanımlanır. Candida Albikansın vajinada zaten normalde bulunan bir organizma mı olduğu yoksa belirti vermeye kadınlarda saptandığında mutlaka tedavi edilmesi gereken bir patojen mi olduğu günümüzde dahi açıklığa kavuşturulamamış bir sorudur. Erkek semeninde üretilemediği için cinsel yolla bulaşan bir hastalık olarak kabul edilemez. Ancak yapılan araştırmalarda eşlerin benzer tipte mantar hücresi taşıdıkları saptandığı için pek çok hekim tedavide eş tedavisi de uygulamayı uygun görmektedir.” Uzm. Dr. Özlen Emekçi “Vajinal Mantar Enfeksiyonları Havuzdan Bulaşmaz.” Vajinal mantar enfeksiyonunun genellikle başkasından bulaşmadığını söyleyen Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay, kişinin kendi vajinasında bulunan maya hücrelerinin çeşitli nedenler ile aktif hale gelip enfeksiyon yaratmasıyla oluştuğunu belirtti. Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay şöyle devam etti “Vajinal Mantar enfeksiyonlarının havuzdan veya bunun gibi yerlerden bulaşması söz konusu değildir. Bu enfeksiyonlar çok nadiren cinsel ilişki ile bulaşabilir. Bir kadında mantar enfeksiyonu olması mutlaka cinsel ilişki ile bulaştığı anlamına gelmez. Hayatında hiç cinsel ilişkide bulunmamış bakire kızlarda hatta küçük çocuklarda bile mantar enfeksiyonu olabilir.” Birçok Faktör Hastalığı Tetiklemekte Vajinada belirti vermeden bulunan belirli bir mayanın vücutta fazla gelişmesinden ötürü bağışıklık sisteminin zayıfladığı ve fiziksel bir durum olan kandida mantarlarının çeşitli faktörlerin etkisi ile aktif hale geçtiğini söyleyen Uzm. Dr. Özlen Emekçi, kandida mantarlarının aktif hale geçmesi ile birlikte kişilerde klasik belirtilerin ortaya çıktığını belirtti. Vajinal mantar enfeksiyonlarını tetikleyen birçok faktörün olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay, bu faktörlerin vücudun antijene karşı gösterdiği etki olan İmmünosupresyon, kullanılan doğum kontrol hapları, rahim içindeki araç, hormon kullanımı, giyilen naylon giysiler, lokal alerjenler, metabolik hastalıklar, şişmanlık, rahim ağzında yara olması ve radyasyon gibi etkenlerin vajinal mantar enfeksiyonunu tetikleyen faktörler olarak gösterildiğini belirtti. Antibiyotik Kullanımı Hastalığı Tetiklemekte Geniş spektrumlu olarak tabir edilen güçlü antibiyotiklerin vajinanın pH dengesini bozarak mantar enfeksiyonunu tetikleyebileceğini söyleyen Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay şöyle devam etti “Risk faktörlerinden biri olan gebelik döneminde ise son üç ayda hücresel bağışıklık sisteminin zayıflaması ile kandida gelişimi kolaylaşır. Yine gebelikte vajinada glikojen adı verilen maddenin artışı da bu olayı hızlandırır. Vajinada glikojenin artmasına ise kanda östrojen ve progesteron miktarının yükselmesine neden olur. Vajinal mantara sebep olan şeker hastalığı ise kan şeker düzeylerinin dengesiz seyrettiği kontrolsüz diyabette, idrar ve vajinal salgılarda şeker düzeyleri artar, bu da mantar için uygun bir ortamdır. İlaçlar ya da sistematik hastalıklar sonucu hücresel bağışıklık sisteminin baskılanması kandida mantarlarının oluşmasını hızlandırır.” Doğum Kontrol Hapları Hastalığın Oluşumuna Uygun Zemin Hazırlamakta Eski tip yüksek doz doğum kontrol haplarının kandida mantarları için uygun zemin hazırladığına dair bir görüş olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay, günümüzde düşük doz ilaçlar ile bu görüşün geçerliliğini yitirdiğini belirtti. Vajinal mantarların oluşmasında rahim içi araçların etkisinin ne olduğu bilinmemekle birlikte kandida mantarlarına zemin hazırlayan faktörler arasında gösterildiğini söyleyen Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay, hormon kullanımının östrojen ve progesteron içeren ilaçların alımının kandida mantarlarının görülme oranını artırdığını belirtti. Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay şöyle devam etti “Naylon giysiler özellikle kilolu kadınlarda giyilen naylon giysiler ve çamaşırlar bölgede sıcaklık ve nem artımına neden olurlar. Bu durum mantar hücreleri için altın değerinde bir fırsattır. Gelişen enfeksiyon tekrarlama ve kronikleşme eğilimindedir. Lokal alerjenler renkli tuvalet kağıtları, parfümler, yüzme havuzundaki ilaçlar, tampon ve pedler alerjiye neden olabilirler. Alerjik zemin üzerinde ise daha sonra mantar enfeksiyonu gelişebilir. Metabolik hastalıklar tiroid hormonu bozukluğu gibi hastalıklar kandidiazis için uygun zemin hazırlar. Şişmanlık, Kronik servisit, ve Radyasyon vajinal enfeksiyona yol açmaktadır.” En Önemli Belirti Vajinada Kaşıntı Vajinal mantar enfeksiyonunun en önemli ve en sık görülen belirtisinin kaşıntı olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay, bu kaşıntının geceleri şiddetlendiğini ve sıcağın etkisi ile de artığını belirtti. Hastaların çoğunda dış genital organlarda yanma olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay, özellikle idrarın değdiği bölgelerde şiddetli yanma hissinin yaşandığını belirtti. Bazı hastalarda cinsel ilişki esnasında da ağrı olabileceğini söyleyen Uzm. Dr. Özlen Emekçi, vajinal kandidiazisde akıntının her zaman olmadığını belirtti. Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay şöyle devam etti “Eğer mevcut ise bu akıntı beyaz renkli ve içerisinde süt ya da peynir kesiği şeklinde tanımlanan ya da kireç benzeri nitelendirilen parçacıklar bulunur. Akıntıda kötü koku görülmez. Kokunun olması kandidiazise eşlik eden ikinci bir enfeksiyonun varlığını akla getirmelidir. Vulva ve vajinada kızarıklık ve şişlik olabilir. Vajina duvarında mantar plakları bulunabilir. Bunların görülmesi kandidiazis için tipiktir. Kaşımaya bağlı olarak vulva derisinde soyulmalar ve küçük kanamalar olabilir.” Tanısı Kolay Bir Hastalık Vajinal mantar enfeksiyonlarının tanısının güç olmadığını söyleyen Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay, genelde muayene esnasında hastanın şikayetleri ve muayene bulgularının bir arada değerlendirilebilindiğini ve laboratuar tetkikine gerek kalmadan tanı koyulabildiğini belirtti. Vajinal kandidiazisde kültür almanın rolü olmadığını söyleyen Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay, bunun yerine alınan akıntı örneğinin potasyum hidroksil ile muamele edildikten sonra mikroskop altında incelenmesi ve tipik mantar psödohiflerinin görülmesinin tanıyı kesinleştirdiğini belirtti. Hastalık Tekrarlanabilmekte Vajinal mantar enfeksiyonlarının tedavisinin hem çok kolay ayni zamanda hem de çok zor olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay, tedavi ile akut şikayetlerin büyük bölümünün giderildiğini belirtti. Ancak hastaların %5-25 oranında hastalığın daha sonra tekrarlandığını söyleyen Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay, bir yıl içinde en az dört defa vaginit atağı geçirilebilindiğini ve bu durumda tekrarlayan enfeksiyonlardan da söz edildiğini belirtti. Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay şöyle devam etti “Bu yeniden atakların nedeni mantar mayalarının vajinadaki sağlam dokuların içine girerek derinlere kadar ilerlemesi ve burada sessiz kalmaları ve ilaçlardan da etkilenmemesi olarak açıklanmaktadır. Vajina hücreleri sürekli bir yenilenme içinde bulunduğundan üstteki hücreler dökülüp alttaki hücreler yüzeye çıktıkça bu mayalarda yüzeye yaklaşmakta ve uygun ortam bulunduğunda yeniden enfeksiyona neden olmaktadır.” Tedavi Sırasında İlaçların Düzenli Şekilde Kullanılması Gerekmekte Tedavide hem sistematik olması gerektiği gibi ilaçlarında düzenli şekilde kullanılması gerektiğini söyleyen Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay, lokal ilaçların hem fitil hem de krem şeklinde olabileceğini belirtti. Ağızdan alınan sistematik tedavide tek günlükten bir haftalığa kadar tedavi protokolleri ve ilaçların mevcut olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay, ayni durum vajinal ovüller içinde geçerli olduğunu belirtti. Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay şöyle devam etti “Tedavi esnasında naylon giysiler giyilmemesi, çamarşıların pamuklu olması, kaynatarak yıkanması ve buharlı ütü ile ütülenmesi, dar giysilerden kaçınılması, vajinan su ile yıkanması bunun yerine nört pH derecelerine sahip ve bu amaçla üretilmiş sıvı sabunlarının kullanılması tedaviyi kolaylaştırır.”
Mevsim değişikliği yaşadığımız şu günlerde sıcağa olan özlemimiz gün geçtikçe artıyor. Kış aylarında havaların giderek daha da soğuması, güneşin arada bir içimizi ısıtıp sonra hemen kaybolması ani ısı değişikliklerini de beraberinde getiriyor. Bu durumdan hemen etkilenen ve ani ısı değişikliklerine ayak uyduramayan çocuklar kolay hasta olup yoğun ilaç, özellikle antibiyotik kullanımına maruz antibiyotik kullanımında doğru bilinen yanlışları Hisar İntercontinental Hospital Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İzlem Göçmen’e antibiyotik hangi hastalıklarda kullanılmalı?Hastalıklar virüsler ve bakteriler olmak üzere iki tür mikroptan oluşur. Gribal enfeksiyonlar, suçiçeği, kızamık, kabakulak gibi hastalıklar virüs mikrobundan oluşan viral enfeksiyonlardır ve antibiyotik kullanmaya gerek yoktur. Ancak orta kulak enfeksiyonu, zatürre, alerjik olmayan bronşitler, enfeksiyöz ishaller, ve bazı boğaz enfeksiyonları gibi bakteriyel enfeksiyonlarda antibiyotik kullanmak gerekir. Gribal enfeksiyonlarda antibiyotik kullanımına gerek hastalık hangi aşamaya geldiğinde ve ne zaman kullanılmalı?Viral enfeksiyonlar sırasında vücut direnci düştüğü için bazen üzerine ikincil bakteriyel enfeksiyonlar gelişebilir, bu gibi durumlarda hasta yakın takip edilerek gerektiğinde antibiyotiğe danışmadan antibiyotik kullanımı ne kadar doğrudur?Her hastalıkta ve her kişiye kullanılacak olan antibiyotik farklılık gösterir. Dolayısıyla tedavide aksamaya sebep olup hastayı istenmeyen durumlarla karşı karşıya bırakabilir. Antibiyotikler mikropları öldürürken vücudumuzdaki birçok dokuya da zarar verir. Özellikle antibiyotik gerektirmeyen bir durumda doktora danışmadan kullandığımız antibiyotik mikropsuz bölgelerde ağır hasar her hastalandığında antibiyotik kullanmak ne kadar doğru?Viral enfeksiyonlarla antibiyotik kullanmak doğru değildir. Gereksiz antibiyotik kullanımı çocuklarda antibiyotik direncine yol açar. Ayrıca antibiyotiklerin çoğu karaciğer ve böbrekten atılırlar, gereksiz yere kullandığımız antibiyotikler bu organlarımız yorar ve normal işlevlerini yapmasını engeller. Antibiyotiklerin minimum kullanım süreleri ne olmalıdır?Antibiyotik kullanımının süresi antibiyotiğin çeşidine ve hastalığın türüne göre farklılık gösterebilir. 3 gün kullanılacak antibiyotik olduğu gibi 10-14 gün süre ile kullanılması gereken antibiyotiklerde vardır. Antibiyotik süreleri doktorun önerdiği süreden daha kısa olmamalıdır. Çünkü yetersiz tedavi hastalığın tekrarına ve tam iyileşememeye yol vücuttaki yararlı bakterileri öldürür mü?Vücudumuzda bazı görevleri olan bakteriler vardır. Biz onlara flora bakterileri diyoruz. Antibiyotikler bu yararlı bakterileri de öldürebilir ve bu bakteriler ortamda bulunmadığında zararlı bakteriler daha kolay çoğalarak hastalık tedavisine başlandığında görülen hangi yan etkilerden sonra hemen doktora başvurulması gerekir?Alerjik reaksiyon gelişmişse ve antibiyotik kullanım süresi 3 günü geçmesine rağmen hastalığın gidişatında iyileşmenin aksine daha da kötüye gidiş söz konusuysa hemen doktora başvurulması vitaminlerle birlikte kullanılması gerekir mi? Yoksa vitaminler antibiyotiklerin etkisini azaltır mı?Eskiden antibiyotiklerin mutlaka vitaminlerle birlikte alınması önerilirdi ama yapılan araştırmalar antibiyotiğin tek başına alınmasında bir sakınca olmadığını ve vitaminlerin ekstra bir yararı olmadığını antibiyotik kullanımı nasıl olmalıdır?Koruyucu antibiyotik tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları, boğazda beta enfeksiyonu sonrası geçirilmiş kalp ya da eklem romatizmasında ve tıbbi olarak düşük bağışıklık sistemi saptanmış kişilerde kullanılabilir. Ama asla normal bireylerde hastalık gelişmesin diye koruyucu antibiyotik kullanılmaz.
Gereksiz kullanılan her antibiyotik hem çocuğun geleceğine hem de sizin sağlığınıza vurulan bir darbe! Medical Park Bahçelievler Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Dilek Arman; antibiyotik kullanımı konusunda dikkat edilmesi gereken noktaları anlattı • Antibiyotik, biyolojik organizmaya karşı doğada var olan maddeleri ifade eder. Antibiyotik, toplumsal etkileri olan tek tedavi aracı. Bir hastada fazladan kullandığımız antibiyotik, günün birinde başka bir hastada dirençli mikrop enfeksiyonunun gelişmesine ve hastanın tedavisiz kalmasına neden olabilir. Bu nedenle antibiyotiklerin toplumsal etkisi bulunuyor. • En çok tüketilen ilaçlar listesine bakıldığında Türkiye'de antibiyotikler hep ilk sırada geliyor. 2000'li yılların başından bu yana OECD ülkelerini karşılaştırdığımızda, Türkiye'de antibiyotikler hep ilk sıradadır; çok ciddi tüketimimiz var. Bu kullanım oranlarıyla bizde de tüm dünyada gördüğümüz direnç profilleri ortaya çıkıyor. Ne kadar çok antibiyotik kullanılırsa mikroplara karşı çok kadar fazla direnç oluşur. HER BADEMCİĞE OLMAZ • Ülkemizde yapılmış bir araştırma var; bademcik iltihabi hastalığının sadece yüzde 30'u bakteriyel olup, antibiyotikten yarar gördüğü halde antibiyotik yazılma oranı yüzde 94. Zaten kendi kendine iyileşecek bir tabloda hasta, kendini antibiyotikle iyileşmiş sanabiliyor. ATEŞ DÜŞÜRÜCÜ DEĞİL! • Yine rinit dediğimiz nezle tablosu daima viraldir, bakteriyel bir durum değildir. Antibiyotikten etkilenmez, ancak antibiyotik verilme oranı yüzde 40. Ateşi düşürmek için antibiyotik kullanılıyor. Bu da bu yanlış bir kanıdır; antibiyotik ateş düşürücü değildir.• Gereksiz antibiyotik kullanımı aslında her yaş grubunda tehlikelidir; ama çocuklar ve yaşlılar her zaman en duyarlı hasta grubunu oluştururlar. Antibiyotik kullanımı sırasında böbreğe, karaciğere yükleniyorsunuz. Bir de vücutta alerjik reaksiyonlar oluşabilir. Bunun yanı sıra antibiyotiğin kişisel zararını görmediğimiz noktada bile toplumsal zararını göz ardı etmemek gerekiyor. SALYA SÜMÜK HASTALIKLARDA ANTİBİYOTİK KULLANMAYIN • Soğuk algınlığı ve gribal enfeksiyonlar viral enfeksiyonlardır, antibiyotik kullanılmasına gerek yoktur. Özellikle salya sümük hastalıklarında antibiyotik kullanmak, hem kişinin boğazındaki ve burnundaki mikroplarda direnç gelişmesine, hem de s
adetliyken antibiyotik kullanılır mi uzman tv