girmez Bu konuda Allah'ın dilediği olur" (İbnu'l-Cevzî, Menâkıbu'l İmam Ahmed b. Hanbel, s. 168). Ahmed b. Hanbel'in İslâm Devlet Başkanı seçimi (İmam, halife) ile ilgili görüşü şu şekilde özetlenebilir: O, hilâfet ve halîfe konusunda sahabe tabiilerin çoğunluğuna tabi olur. Buna göre, İslâm Devlet başkanı (halîfe), OrtakKoşmak Tanımı Kısaca şirk denilen ortak koşma, Allah'a (c.c.) sıfat, fiil ve Rab oluşunda ortağı, benzeri ya da eşinin olduğunu kabul etmektir. Şirk ya da ortak koşma, insanı İslam dininden çıkarır ve kafir olmasına sebep olur. Kur'an-ı Kerim'de Ortak Koşmak Hakkındaki Ayetler Hangileri? NOT: AYETLERİN TÜRKÇE MEALLERİ, TÜRKİYE CUMHURİYETİ DİYANET Ayet Her şeye rağmen o düşmanlar barışa yanaşırlarsa sen de yanaş ve Allah’a güvenip dayan. Hiç şüphesiz Allah hakkiyle işiten, kemâliyle bilendir. (Enfal suresi, 61. Ayet) Rasûlüm! İnkârcıların ileri geri konuşmaları sakın seni üzmesin. Hiç şüphesiz bütün yücelik, üstünlük ve şeref Allah’ındır. a Allah her Ģeyin sahibidir. b. Allah’ın herhangi bir ortağı kesinlikle yoktur. c. Ayette Allah’ın yaratma sıfatı vardır. d. Ayetin son kısmında öne çıkan kavram kaderdir. Verilen yargılardan hangilerine ulaĢılır? A) a-b-c B) a-b C) b-c D) Hepsi 4. Dünyanın hem Allahın yaratmak, yaşatmak, rızkları vermek, bol bol nimetler ihsan etmek, ödüllendirmek, cezalandırmak, affetmek, öldürmek, diriltmek gibi bütün işleri bu sıfatının gereğidir. "Allah önce mahlûkatı yaratır, ölümden sonra onu tekrar diriltir. Sonunda Ona döneceksiniz." ( Rûm Sûresi: 11. âyet .) III. Allah’ın Fiilî Sıfatları Fast Money. Yaratmanın Arapça karşılığı olarak İslâmî kaynaklarda en sık geçen kelime halktır; sözlükte "yaratmak, meydana getirmek, bir şeyden yeni bir şey icat etmek, imal etmek, ölçüp biçmek takdir" ve mecazen "yakıştırmak, uydurmak" gibi anlamlarda masdar, "yaratılmışlar, insanlar" mânasında isimdir. Aynı kökten hilkat "yaratılış, fıtrat, tabiat", hâlik ve hallâk "yaratan", mahlûk "yaratılan", hulk/huluk "tabiat, huy, karakter, ahlâk" anlamına gelir. Râgıb el-İsfahânî, halk ve hulkun aslında aynı mânayı ifade ettiğini belirttikten sonra Kur'an'dan örnekler vererek eş-Şuarâ 26/137; el-Kalem 68/4 gözle görülebilen şeylerin dış yapıları, şekilleri ve sûretleri için halk; basîretle görülebilen psikolojik güçler ve karakter için hulk kelimesinin kullanıldığını söyler el-Müfredât, "ḫlḳ" md.. Halk kavramı dinî terminolojide özellikle Allah'a mahsus olmak üzere "yaratmak, yoktan var etmek" şeklinde tanımlanır. İbn Sîde mutlak bir ifadeyle, "Allah bir şeyi halketti" denildiğinde bunun, "Yokken var etti" mânasına geldiğini belirtir el-Muḥkem ve'l-muḥîṭü'l-aʿẓam, IV, 388. Hâlik ve hallâk kelimelerinin başında harf-i ta'rif bulunduğunda sadece Allah için kullanıldığı belirtilir Lisânü'l-ʿArab, "ḫlḳ" md.. Eski sözlüklerde halk kelimesinin aslî mânasının "takdir" ölçüp biçmek olduğu kaydedilir İbn Sîde, IV, 389; Cevherî, eṣ-Ṣıḥâḥ, "ḫlḳ" md.. İlk sözlük yazarlarından Ebû Bekir İbnü'l-Enbârî halk kelimesinin "ilk defa ortaya konan bir örneğe göre eşyaya yapı kazandırma" inşâ ve "olması istenen şeyin ölçülerini belirleme" takdir şeklinde iki anlama geldiğini söyler. Birinci anlama, "Biliniz ki halk da emir de Allah'ındır" el-A'râf 7/54, ikincisine, "Halkedenlerin en güzeli olan Allah yüceler yücesidir" el-Mü'minûn 23/14 meâlindeki âyetler örnek gösterilir. Hz. Îsâ'nın İsrâiloğulları'na mûcize olarak çamurdan kuş biçiminde bir şey yapacağını söylediğine dair âyette geçen halk Âl-i İmrân 3/49 "takdir" mânasındadır ve Îsâ'nın "yoktan ortaya çıkarmayı kastetmediği özellikle belirtilir Lisânü'l-ʿArab, "ḫlḳ" md.. Râgıb el-İsfahânî'ye göre halk kavramı "bir şeyin ölçülerini belirlemek" veya "uydurmak, yakıştırmak" anlamıyla insanlara da nisbet edilebilir. Nitekim Mü'minûn sûresinde 23/14 halk ilk anlamda, "Siz putperestler, asılsız inançlar uyduruyorsunuz" âyetinde el-Ankebût 29/17 ikinci anlamda kullanılmıştır el-Müfredât, "ḫlḳ" md.. Nisâ sûresinde geçen 4/119, "O inkârcılar Allah'ın halkını mutlaka değiştirecekler" ifadesindeki "Allah'ın halkı" terkibini İbn Abbas, İkrime, Mücâhid gibi ilk müfessirler -halk kelimesinin fıtratla birlikte kullanıldığı âyeti er-Rûm 30/30 delil göstererek- "Allah'ın dini" olarak yorumlamışlardır, Taberî de bu yorumu tercih etmiştir Câmiʿu'l-beyân, IV, 282-285. Aynı terkip "Allah'ın hükmü" diye de açıklanmıştır Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, "ḫlḳ" md.. Şuarâ sûresindeki 26/137 "huluku'l-evvelîn" bazı kıraat âlimlerince "halku'l-evvelîn" şeklinde okunmuştur, bu kıraate göre terkip "öncekilerin uydurması, yakıştırması, eskilerin masalları esâtîrü'l-evvelîn [krş. el-En'âm 6/25; el-Enfâl 8/31; en-Nahl 16/24] ve hurafeleri" ehâdîs mânasına gelir Taberî, IX, 453; İbn Sîde, IV, 389. Son anlam için ihtilâk da kullanılır. Bu kelime müşriklerin Kur'an vahyine yönelik ifadelerinde yer almaktadır Sâd 38/7. İslâmî kaynaklarda yaratmayla ilgili ibdâ', ber', zer', fatr, sun', inşâ', ihdâs, îcâd, tasvîr, tekvîn, ihtirâ', ca'l gibi kavramlar da yer almaktadır. "Yapmak, inşa etmek, ihdas etmek; başlamak, ilk olmak" anlamlarındaki bed' kökünden ziyâdeli masdar olan ibdâ' Allah'a nisbet edildiğinde "önceden bir örneği olmadan bir şeyi yaratmak" Cevherî, eṣ-Ṣıḥâḥ, "bdʿa" md.; Lisânü'l-ʿArab, "bdʿa" md.; "alete, maddeye, zamana ve mekâna bağlı kalmadan bir şeye varlık kazandırmak" Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, "bdʿa" md.; "bir şeyi yoktan var etmek, bir şeyden başka bir şey oluşturmak" et-Taʿrîfât, "ibdâʿ" md. gibi farklı şekillerde açıklanmıştır. Aynı kökten bedî' Allah'ın isimlerindendir. "Benzersiz yaratmak, her bir varlığı fiilen meydana getirmek, açığa çıkarmak" şeklinde açıklanan ber' kelimesinin halktan farklı olarak özellikle canlıların yaratılması hakkında kullanıldığı belirtilir Lisânü'l-ʿArab, "brʾe'" md.. Aynı kökten türeyen bâri' de Allah'ın isimlerindendir. İbn Manzûr, "yaratmak, yaratarak çoğaltmak" anlamındaki zer' kökünden türeyen zâri'i bâriin eş anlamlısı diye gösterir Lisânü'l-ʿArab, "ẕrʾe" md.. Asıl mânası "yarmak" olan fatr Allah'a nisbet edildiğinde "varlığı yaratmak, ortaya çıkarmak", fıtrat ise "ilk baştan yapmak, yaratmak; çocuğa anne karnında Allah'ın verdiği ilk yapı, hilkat, temiz tabiat; insanın özündeki Allah'ı tanıma yeteneği" gibi anlamlara gelir Lisânü'l-ʿArab, "fṭr" md.. Sun' kelimesini "iş yapmak" diye izah eden Râgıb el-İsfahânî, her fiilin sun' fakat her sun'un fiil olmadığını, hayvanlara ve cansız varlıklara sun' nisbet edilmeyeceğini" söyler el-Müfredât, "ṣnʿa" md.. Sun' kökünden türeyen sâni' Allah lafzı veya hâlik yerine kullanılır. "Canlanmak, hayat bulmak, büyüyüp gelişmek, gençlik çağına girmek" anlamındaki el-Müfredât, "nşʾe" md. neş'/neş'e kökünden türeyen inşâ kelimesine İbn Manzûr, "yaratmaya başlamak" mânasını verir Lisânü'l-ʿArab, "nşʾe" md.. Râgıb el-İsfahânî kelimenin daha çok canlılar hakkında kullanıldığını belirtir el-Müfredât, "nşʾe" md.. "Yokken var olmak, vuku bulmak, sonradan meydana gelmek" anlamındaki hudûs/hadâse kökünden türeyen, bilhassa kelâm ve felsefede yaratma konusunda çok sık kullanılan kelimelerden olan ihdâs "bir şeyi yok iken var etmek" Lisânü'l-ʿArab, "ḫds̱" md., "zaman içinde var etmek" et-Taʿrîfât, "İhdâs̱" md. diye açıklanmıştır. Vücûd kökünden îcâd da "varlık vermek, örneksiz yaratmak" anlamında daha çok kâinatın yaratılışı bağlamında sıkça kullanılan felsefe terimlerindendir. "Şekil, biçim, örnek, bir şeyin dış görünüşü, yapısı, hakikati, mahiyeti, özü" anlamındaki sûretten gelen tasvir, İbn Manzûr'a göre Allah'a nisbet edildiğinde "her bir varlığa özel bir sûret vermek, başka varlıklardan ayırt edilmesini sağlayan bir yapı kazandırmak" mânasına gelir Lisânü'l-ʿArab, "ṣvr" md.. "Var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek" anlamındaki kevn/kiyân kökünden türeyen tekvin Allah'ın sıfatı olarak "varlığı meydana getirmek, oluşturmak, yaratmak, icat etmek" anlamındadır. Cürcânî tekvini "bir şeyi maddî bir asıldan icat etmek" şeklinde tanımlar et-Taʿrîfât, "Tekvîn" md.. Râgıb el-İsfahânî birçok kelâmcının tekvini "ibdâ'" mânasında kullandığını belirtirken el-Müfredât, "kvn" md. Cürcânî bir şeyin maddî bir asla ve zamana bağlanmadan var edilmesine ibdâ', madde ve olaylara bağlı olarak zaman içinde var edilmesine tekvin denildiğini söyler. İhtirâ' kelimesi "yarmak, yırtmak, parçalamak" anlamındaki har' kökünden türemiş olup kelâm ve felsefede "yaratmak, yeni bir şey ortaya çıkarmak, inşa etmek" mânasında Cevherî, eṣ-Ṣıḥâḥ, "ḫrʿa" md.; Lisânü'l-ʿArab, "ḫrʿa" md. Allah'ın varlığını kanıtlamak için geliştirilen delillerden biridir. "Koymak, bir şey yapmak, icat etmek, bir şeyden başka bir şey meydana getirmek, bir nesnenin durumunu değiştirmek" anlamlarını içeren ca'l yaratmanın farklı tarzları için kullanılır el-Müfredât, "caʿl" md.. Kur'an. Kur'ân-ı Kerîm'de elli iki yerde halk kelimesi ve 200'ü aşkın yerde türevleri geçmektedir. Yaklaşık elli âyette göklerin ve yerin, 100 âyette insanın yaratılışından, elliye yakın âyette genel anlamda yaratmadan söz edilir. Diğer âyetlerde gece, gündüz, ay, güneş, bitki, hayvan, melek, cin, şeytan, hayat, ölüm, öldükten sonra dirilme gibi varlık ve olayların yaratılışıyla Câhiliye devrinde tanrı yerine konan putların hiçliği bağlamında halk kavramı kullanılmıştır M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, "ḫlḳ" md.. İki âyette bedî' Allah'ın sıfatı şeklinde geçer el-Bakara 2/117; el-En'âm 6/101. Her iki âyette Allah'ın göklerin ve yerin yaratıcısı olduğunun bedî' kelimesiyle ifade edilmesi bunun hâlik ile aynı anlamda kullanıldığını göstermektedir. Bâri' "yaratıcı" anlamında iki âyette üç defa zikredilmiştir el-Bakara 2/54; el-Haşr 59/24. Aynı kökten beriyye "yaratılmış, mahlûkat" mânasındaki halkın eş anlamlısı olarak Taberî, I, 327-328; XII, 657 Beyyine sûresinde 98/6, 7 geçmektedir. Zer' masdarından fiiller altı âyette "yaratmak, türetmek" anlamında Allah'a nisbet edilmiştir meselâ bk. el-En'âm 6/136; en-Nahl 16/13; el-Mü'minûn 23/79. Kur'an'da yaratmayla ilgili kullanılan ve sanat, hilkat kelimeleriyle karşılanan fıtrat ile bunun fiil şekli olan "fatara" bir âyette yer alır er-Rûm 30/30. Tefsirlerde, fıtrat kelimesinin bu âyetteki bağlamı ve İslâm'ın insan tabiatına en uygun din olması dikkate alınarak buradaki fıtrata "Allah'ın dini, İslâm" mânası verilmiştir Taberî, X, 182-184; Şevkânî, IV, 257. Fâtır "göklerin ve yerin yaratıcısı" anlamındaki ifade içinde altı, yine aynı kökten gelen değişik fiiller sekiz âyette tekrar edilmiştir. Bir âyette sun' fiili Allah'a nisbet edilmiştir en-Neml 27/88. İnşâ ve aynı kökten kelimeler yirmi beş âyette Allah'ın fiili bağlamında kullanılır M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, "ḫlḳ" md.. Kur'an'da inşâ kavramının genellikle canlıların ve daha çok insanların yaratılışıyla ilgili olduğu görülür. İki âyette geçen, "O sizi topraktan yarattı" cümlesiyle Hûd 11/61; en-Necm 53/32, Âdem'in yaratılışına işaret edilmiştir. Kur'an'daki "en-neş'ete'l-ûlâ" terkibi el-Vâkıa 56/62 insanın ilk yaratılışını, "en-neş'ete'l-uhrâ" en-Necm 53/47; krş. el-Ankebût 29/20 ölümden sonraki yaratılışını ifade eder Taberî, X, 130; XI, 535, 652; Şevkânî, IV, 229. İhdas kavramı kelâm ve felsefedeki kozmolojik anlamıyla Kur'an'da yer almaz. İki âyette geçen muhdes kelimesi el-Enbiyâ 21/2; eş-Şuarâ 26/5 vahyin Allah tarafından meydana getirildiğini anlatır Taberî, IX, 3, 433. Fahreddin er-Râzî, Mu'tezile'nin bu âyetleri Kur'an'ın mahlûk olduğuna delil gösterdiklerini belirterek bu görüşü eleştirir Mefâtîḥu'l-ġayb, XXII, 140-141. "Allah'ın insana sûret vermesi" mânasında dört âyette Âl-i İmrân 3/6; el-A'râf 7/11; el-Mü'min 40/64; et-Tegābün 64/3 tasvir masdarından fiiller, bir âyette el-Haşr 59/24 Allah'ın hâlik ve bâri' isimlerinin arkasından musavvir kelimesi zikredilir. Taberî, "Sizi yarattık sonra size şekil verdik" meâlindeki âyette geçen el-A'râf 7/11 halk ve tasvire dair değişik yorumları aktardıktan sonra bu âyetin, "Babanız Âdem'i yarattık, sonra ona şekil verdik" mânasına geldiğini söyler Câmiʿu'l-beyân, V, 436-438. Şevkânî ise âyeti, "Sizi nutfe olarak yarattık, bunun ardından da size sûret verdik" diye yorumlar. Şevkânî'nin naklettiği yorumlardan birinde halk ile ruhların yaratılması, tasvir ile de bedenlerin şekillendirilmesinin kastedildiği belirtilir Fetḥu'l-ḳadîr, II, 219-220. Allah'ın yaratma buyruğu olan "kün" ol emri, çoğu, "Allah bir şeye hükmettiğinde ona 'ol' der, hemen olur" anlamındaki ifade kalıbıyla sekiz âyette geçer M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, "kvn" md.. Mâtürîdîler, Allah'a nisbet ettikleri tekvin sıfatını bu âyetlere dayandırırlar. Taberî'ye göre bu ifade Allah'ın olmasına hükmettiği ve yarattığı her şeyi kapsar. Âyetteki söz dizilişinden çıkabilecek, "Önceden var olmayan bir şeye nasıl 'ol' diye hitap edilir?" sorusu tartışma konusu olmuştur. Taberî'ye göre Cenâb-ı Hakk'ın bir şeyi varlık alanına çıkarma iradesi ve emriyle o şeyin var edilmesi arasında öncelik-sonralık ilişkisi düşünülemeyeceği için bu soru anlamsızdır Câmiʿu'l-beyân, I, 557-558. Bir yoruma göre Allah'ın yaratmayı murat ettiği şey henüz yaratılmamışken O'nun ilminde mevcut olup "kün" emri ilminde olanın varlığa çıkmasını sağlar. Diğer bir yorumda bunun belli bir varlığa yönelik sözlü emir değil Allah'ın kendi iradesine bağlı hükmü olduğu belirtilir Mâverdî, I, 178-179. Allah'ın yaratıcı eylemini ifade etmek üzere 100'ü aşkın âyette "ca'l" masdarından isim ve fiiller yer almıştır. En'âm sûresinin ilk âyetinde Allah'ın gökleri ve yeri yaratması için "halaka", karanlıklarla ışığı yaratması için "ceale" fiilinin kullanılması bu iki kavramın aynı anlamı içerdiğini gösterir. Şevkânî'nin yorumuna göre âyette önce, "Gökleri ve yeri yarattı" ifadesiyle cevherlerin, ardından -cevherler arazsız olamayacağı için- "Karanlıkları ve ışığı yarattı" ifadesiyle arazların yaratılışına işaret edilmiştir Fetḥu'l-ḳadîr, II, 113. "Halaka" ile "ceale" arasındaki anlam birliği, Allah'ın insanları ve diğer canlıları çift yarattığı bildirilirken bu iki fiilden bazan birinin, bazan diğerinin kullanıldığı âyetlerde de görülür ez-Zâriyât 51/49; en-Necm 53/45; krş. er-Ra'd 13/3; el-Kıyâme 75/39. Allah'ın her şeyi bir ölçüye göre yaratması bir yerde "halaka" el-Kamer 54/49 başka bir yerde "ceale" et-Talâk 65/3 fiiliyle ifade edilmiştir. Yine Allah'ın ilk insanı yaratmadan önce bu iradesini meleklere bildirdiğine dair âyetlerin ikisinde hâlik el-Hicr 15/28; Sâd 38/71, birinde aynı mânada Taberî, I, 236 câil el-Bakara 2/30 kelimesi geçer. Kur'ân-ı Kerîm'de yoktan yaratmanın ex nihilo tam karşılığı olan bir ifade yoktur. Birçok âyette "min" edatıyla Allah'ın -her canlıyı sudan el-Enbiyâ 21/30; en-Nûr 24/45, insanı topraktan er-Rûm 30/20; Fâtır 35/11 yaratması gibi- bir şeyi bir şeyden yarattığı belirtilir. İblîs'in Âdem'in önünde secde etmeyi reddederken sebep olarak Allah'ın onu topraktan, kendisini daha değerli kabul ettiği ateşten yaratmasını göstermiştir el-A'râf 7/12; Sâd 38/76. Ancak Kur'an'daki bu tür ifadeler, Grek felsefesinde olduğu gibi bir varlığın başlangıçsız bir temel maddeden arkhe, hyle yaratıldığı anlamına gelmez. Çünkü Allah'ın gökler ve yer ile bunlarda bulunan ve mülk, halk, îcâd ve ibdâ' yönünden kendisine ait olan her şeyi Fahreddin er-Râzî, Mefâtîḥu'l-ġayb, IV, 22, ortada herhangi bir asıl, örnek olmadan Taberî, I, 556 yarattığını bildiren çok sayıdaki âyet meselâ bk. el-Bakara 2/117; el-Hicr 15/85; el-Furkān 25/59; Fâtır 35/1 dikkate alındığında Kur'an'a göre Âdem'in yaratıldığı toprak, canlının yaratıldığı su ve İblîs'in yaratıldığı ateş dahil bütünüyle âlemin ve onda olanların başka bir asıl madde olmadan yoktan yaratıldığı, dolayısıyla yaratılan her şeyin önceli ve sonlu olduğu ortaya çıkar. Nitekim herhangi bir asıl, öz veya ilk madde belirtilmeden; "Her şeyi yarattı" el-Bakara 2/29; el-En'âm 6/101, 102; el-Furkān 25/2; ez-Zümer 39/62; "Dilediğini yaratır" Âl-i İmrân 3/47; en-Nûr 24/45; el-Kasas 28/68 gibi mutlak yaratmadan söz eden çok sayıda âyet vardır. "Daha önce sen Zekeriyyâ hiçbir şey değilken seni de yaratmıştım" meâlindeki âyette geçen Meryem 19/9 "hiçbir şey değilken" ifadesi "sırf yokluktan yaratma" şeklinde açıklanmıştır Fahreddin er-Râzî, Mefâtîḥu'l-ġayb, XXI, 161. Âyetlerde genellikle varlığı, özel olarak insanı ilk defa Allah'ın yarattığı, sonunda onu yokluk haline veya bir başka varlık aşamasına yine O'nun çevireceği bildirilir M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, "bdʾe" md.. Taberî'nin naklettiğine göre aynı mahiyetteki bir âyete el-Enbiyâ 21/104, "Hiçbir şey yaratmadan önce sadece biz vardık ve bizden başka bir şey yoktu; bunun gibi eşyayı helâk eder, yokluğa çeviririz" mânası verilmiştir Câmiʿu'l-beyân, IX, 96-97. Göklerin ve yerin yaratılmasıyla ilgili olarak on âyette yer alan "bi'l-hakkı" ifadesi "doğru ve isabetli" veya "hikmetli" şeklinde açıklanmıştır. Nitekim göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların boş yere bâtıl yaratılmadığını bildiren âyetlerdeki bâtıl kelimesine Âl-i İmrân 3/191; Sâd 38/27, "anlamsız, amaçsız, eğlence olsun diye" mânası verilmiş krş. el-Enbiyâ 21/16; ed-Duhân 44/38, bu âyetlerden evrenin ve evrendeki her şeyin yaratılışındaki hikmetin vurgulandığı belirtilmiştir Taberî, III, 551; V, 233; Fahreddin er-Râzî, XIII, 26-27; Şevkânî, I, 458. Mü'minûn sûresinde 23/115 insanın yaratılışının da anlamsız olmadığı bildirilir. Birçok âyette ibadet, secde, tesbih gibi kavramlarla doğrudan veya dolaylı biçimde gerek insanların gerekse evrendeki her şeyin temel yaratılış sebebinin Allah'a kulluk olduğuna işaret edilmektedir meselâ bk. el-Bakara 2/21; en-Nahl 16/49; el-İsrâ 17/44; Fussılet 41/37; ez-Zâriyât 51/56. Bununla birlikte -Allah'ın hiçbir şeye ihtiyacı bulunmadığından- O'nun kurduğu küllî düzen içinde her varlığın yaratılış amacı bu düzenin işleyişine kendi konumuna göre katkıda bulunmaktır. Meselâ insanların kadın ve erkek olarak yaratılması beşer türünün devamı içindir en-Nisâ 4/1; en-Nahl 16/72. Suyun yaratılışı canlıların meydana gelmesine ortam hazırlamıştır el-Enbiyâ 21/30; en-Nûr 24/45. Güneş ışık ve aydınlık vermesi için Yûnus 10/5; Nûh 71/16, gece insanların dinlenmesi, güneş ve ay zamanı ölçmeleri, yıldızlar yön bulmaları, yağmur bitkilerin oluşup gelişmesi için el-En'âm 6/96-99 yaratılmıştır. Ancak Kur'ân-ı Kerîm'de yaratılmışlarda son amacın insan olduğu bildirilmekte, ilgili âyetlerden bu amacın iki yönnün bulunduğu anlaşılmaktadır. 1. İnsan hayatına fayda sağlama, insan hayatını kolaylaştırma. Bu hususla ilgili birçok âyette gökler, yer, denizler, ırmaklar, nehirler, denizlerdeki gemiler, gece ve gündüz, ay ve güneş, yağmur, bitkiler, hayvanlar gibi yerde ve göklerde bulunanların hepsinin insanın emrine verildiği müsahhar kılındığı bildirilir M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, "caʿl", "sḫr" Bunların yaratılış amaçlarından biri, insanlık âleminin Allah'ın tayin ettiği son vakit ecel-i müsemmâ gelinceye kadar kendisini kuşatan yaratılmışlardan istifade etmesidir. 2. İnsanın yaratıcıyı tanıması, O'nun varlığına, birliğine inanması ve O'na itaat etmesi. Çeşitli âyetlerde insanın kendi yaratılışı dahil gökler, yer ve bunlarda bulunanlar; gece, gündüz, güneş, ay, yıldızlar, rüzgâr, şimşek, bulut, yağmur, deniz, hayvanlar, bitkiler; cinsiyet, dil ve renk farklılıkları gibi insan bilgisinin ulaşabildiği bütün varlık ve olaylar Allah'ın birliğini, kudretini ve hikmetini gösteren, insanların ibret alması gereken işaretler âyetler olarak gösterilmiştir el-Bakara 2/164; Âl-i İmrân 3/190; Yûnus 10/5-6; er-Rûm 30/20-25, 46; Fussılet 41/37; el-Câsiye 45/3-6. Sonuçta insanın, bilgisinin ulaşabildiği bütün yaratılmışlara ibret nazarıyla bakarak ilâhî hakikatin delillerini ve işaretlerini görmesi, doğru bir inancı benimsemesi ve hayatına buna göre düzen vermesi amaçlanmıştır. Hadis. Hadislerde de yaratmayla ilgili en çok kullanılan kelime halktır. Bir hadiste aynı anlamda "berae" ve "ẕerae" fiilleri yer almıştır Müsned, III, 419; el-Muvaṭṭaʾ, "Şeʿar", 12. Ayrıca esmâ-i hüsnânın zikredildiği rivayetlerde yaratmayla ilgili hâlik, bâri', musavvir, bedî' ve fâtır isimleri geçer. Bazı hadislerde inşâ kavramı "yaratma" mânasında geçmektedir Buhârî, "Tefsîr", 50/1, "Tevḥîd", 257; Müslim, "Cennet", 36, 38. Buhârî göklerin, yerin ve diğer varlıkların yaratılışına ayırdığı bölümün girişinde "Tevḥîd", 27 "Allah sıfatları, fiilleri ve emriyle hâliktır, mükevvindir; O yaratılmamıştır; O'nun fiili, emri ve yaratmasıyla meydana gelen şeyler ise mef'ûl, mahlûk ve mükevvendir" dedikten sonra Hz. Peygamber'in gece gökyüzüne bakarak, "Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ve gündüzün değişmesinde akıl sahipleri için işaretler vardır" meâlindeki âyeti okuduğunu Âl-i İmrân 3/190, ardından namaz kıldığını nakleder. Bir hadiste Allah için "yaratan, sonra sûret veren, sûreti en güzel yapan" ifadesi geçer Müsned, I, 95, 102; Müslim, "Müsâfirîn", 201, 202; Ebû Dâvûd, "Ṣalât", 119. "Her şey Allah'ın mahlûku ve mülküdür" Müslim, "Ḳader", 10; "Yaratılmış her canlının yaratıcısı yalnızca Allah'tır" Buhârî, "Tevḥîd", 18; Ebû Dâvûd, "Nikâḥ", 48; Tirmizî, "Nikâḥ", 40 meâlindeki hadisler Allah'ın tek ve mutlak yaratıcı olduğunu ifade eder. Bir hadiste her mahlûkun sudan yaratıldığı bildirilir Tirmizî, "Cennet", 2. Melekler nurdan Müsned, VI, 158, 168; Müslim, "Zühd", 60, şeytan ateşten Müsned, IV, 226; Ebû Dâvûd, "Edeb", 3 yaratılmıştır. İnsanlar Âdem'in çocuklarıdır; Âdem de topraktan yaratılmıştır Tirmizî, "Menâḳıb", 74. "Allah Âdem'i kendi sûretinde yarattı" hadisinde Buhârî, "İstiʾẕân", 1; Müslim, "Birr", 115, "Cennet", 28 sûretin Allah'a izâfe edilmesi değişik yorumlara yol açmıştır. Râgıb el-İsfahânî'ye göre bu hadis Allah ile sûret arasında bütün-parça ba'zıyyet ilişkisini ve benzerliği değil mülkiyet ilişkisini ifade eder el-Müfredât, "ṣvr" md.; Lisânü'l-ʿArab, "ṣvr" md.. Diğer bazı kaynaklarda bu hadise iki farklı açıklama getirilmiştir. Burada ya özel olarak Âdem'in sûreti kastedilmiş, onun düzgün ve hilkati kâmil bir beşer olarak yaratıldığı anlatılmış veya -sûret kelimesi "sıfat" anlamında da kullanıldığına göre- hadiste Allah'ın Âdem'i kendi zâtında olan hayat, ilim, görme, işitme gibi sıfatlarla donattığı belirtilmiş, Âdem'in sûreti Allah'ın ismine izâfe edilerek Âdem'in şahsında insan türüne şeref bahşedilmiştir İbn Hacer, XXIII, 3-4; Bedreddin el-Aynî, XVIII, 284. Hadislerde bazı yaratılışlar için zaman da zikredilir. Buna göre Allah dünyayı cumartesi günü Müsned, II, 327; Müslim, "Münâfiḳīn", 27, Âdem'i cuma günü Müsned, II, 1, 4; Müslim, "Cumʿa", 17, 18; Ebû Dâvûd, "Ṣalât", 207 yaratmıştır. Hz. Peygamber, çok soru sormanın sakıncalarına dikkat çekmek üzere insanların durmadan soru sorduklarını, sonunda işi, "Allah her şeyi yarattığına göre O'nu kim yarattı?" demeye kadar götürdüklerini Buhârî, "İʿtiṣâm", 3, diğer bir rivayete göre benzer soruları insanları saptırmak için şeytanın onlara soracağını belirtmiş, böyle durumla karşılaşanlara, "Şeytandan Allah'a sığınırım" diyerek bu kuruntuyu zihinlerinden çıkarmalarını öğütlemiştir Buhârî, "Bedʾü'l-ḫalḳ", 11. Yaratılışın başlangıcına işaret eden bir hadiste, "Allah vardı ve O'nunla birlikte diğer bir rivayete göre O'ndan başka hiçbir şey yoktu; arşı su üzerindeydi; her şeyi levh-i mahfûza yazdı, gökleri ve yeri yarattı" denilmektedir Buhârî, "Bedʾü'l-ḫalḳ", 1; Müsned, II, 313, 501; V, 316, 321. İslâm âlimleri bu hadisi yoktan yaratmanın açık bir delili kabul ederler. Mu'tezile âlimi Ebû Bekir el-Esamm'a göre Kur'an'da da geçen, "Arşı su üzerindeydi" ifadesi Hûd 11/7 arşın suya bitişik olduğu anlamına gelmez; bu, "Gök yerin üstündedir" demeye benzer Fahreddin er-Râzî, Mefâtîḥu'l-ġayb, XVII, 150. Tefsir ve hadis âlimleri bu ifadeden arşın ve suyun yer ve göklerden önce yaratıldığı mânasını çıkarmışlardır Zemahşerî, II, 259; Fahreddin er-Râzî, Mefâtîḥu'l-ġayb, XVII, 150; Bedreddin el-Aynî, XII, 255-256. İbn Hacer el-Askalânî söz konusu hadisi şöyle açıklar "'Allah'tan başka' ifadesi gösteriyor ki başlangıçta Allah'ın dışında ne su ne arş ne de başka bir şey vardı." İbn Hacer, "Allah gökleri ve yeri yaratmadan elli bin yıl önce bütün ölçü ve hacim kriterlerini belirlemişti" diye başlayan hadisi Müsned, II, 169; Tirmizî, "Ḳader", 18 dikkate alarak yukarıdaki hadisten şu mânayı çıkarır "Arşı su üzerinde bulunduğuna göre Allah önce suyu, sonra arşı, sonra da gökleri ve yeri yarattı. Hadisteki 'kâne' fiili Allah'ın ezeliyetine, başka varlıkların da yokluktan yaratılmasına delâlet eder" Fetḥu'l-bârî, XIII, 6-7. Âyet ve hadislerde yaratma bağlamında geçen arş ve kürsînin el-Bakara 2/255; Müsned, I, 282, 296; V, 229; Dârimî, "Riḳāḳ", 80 maddî bir varlığa tekabül etmeyip ilâhî saltanat, hâkimiyet, yücelik ve büyüklükten kinaye olduğu da belirtilmiştir. Başka bir hadiste, "Şanı yüce olan Allah'ın ilk yarattığı şey kalemdir. Sonra ona 'yaz' dedi; işte o anda kıyamete kadar olacaklar belirlendi" denilmektedir Müsned, V, 317; Ebû Dâvûd, "Sünnet", 16; Tirmizî, "Ḳader", 17. Bu hadisin kader konusunun sembolik bir ifadesini yansıttığı ve bu açıdan Allah'ın, yaratılmasını takdir ettiği şeyleri önce belirlediğini bildiren yukarıdaki hadisle aynı şeyi anlattığı dikkate alınırsa ilk yaratılanın su olduğuna işaret eden rivayetlerle çelişmediği görülür. Bir rivayete göre Hz. Peygamber, "Rabbimiz mahlûkatı yaratmadan önce neredeydi?" sorusuna, "Amâda idi; onun ne altında ne üstünde hava vardı. Sonra Allah kendisinden başka hiçbir şey yokken su üzerinde arşı yarattı" şeklinde cevap vermiştir Müsned, IV, 11, 12; Tirmizî, "Tefsîr", 11/1; İbn Mâce, "Muḳaddime", 13. İlk dil âlimlerinden Ebû Ubeyd Kāsım b. Sellâm, Arapça'da amânın "bulut" anlamına geldiğini, ancak bu hadisteki mânasını bilmenin mümkün olmadığını söyler. Bu görüşe katıldığını belirten Ezherî'ye göre akılla kavranamayan şeye de amâ dendiğine göre hadisteki "amâda idi" ifadesinin, Allah'ın akılla kavranamayacak ve mahiyeti bilinemeyecek bir konumda bulunduğu şeklinde anlaşılması mümkündür Lisânü'l-ʿArab, "ʿamy" md.; ayrıca bk. AMÂ. Kelâm. Kelâm literatüründe halk kavramına genellikle "bir şeyin şekil ve ölçüsünü belirlemek" takdir anlamı verilmiştir. Kādî Abdülcebbâr'ın naklettiğine göre Ebû Ali el-Cübbâî halkın takdirden ibaret olduğunu, mahlûkun da "yaratılıştan beklenen amaca göre mükemmel bir şekilde belirlenmiş fiil" anlamına geldiğini söylemiş, Ebû Hâşim el-Cübbâî ise halkı iradeyle aynı şey saymıştır Şerḥu'l-Uṣûli'l-ḫamse, s. 548. Gazzâlî, Haşr sûresinde 59/24 ardarda gelen hâlik, bâri' ve musavvir isimlerinin farklı anlamlar içerdiğini belirterek yokluktan varlığa çıkarılan bir şeyin oluşum sürecini takdir, icat ve tasvir şeklinde sıralar. Buna göre Allah takdir edici olarak hâlik, icat edici olarak bâri', yarattıklarını en güzel biçimde şekillendirdiği için musavvirdir el-Maḳṣadü'l-esnâ, s. 52-53. Fahreddin er-Râzî halkın hem "îcâd, ibdâ', yokluktan varlığa çıkarma" hem "takdir" mânasına geldiğini belirtir; takdiri de "bir şeyi belli bir ölçüye göre oluşturmak" tekvin şeklinde tanımlar. Râzî'ye göre takdirde üç unsur bulunur Bir şeyi varlığa çıkaracak kudret, o şeyi belli ölçüde belirleyen irade, bu ölçü hakkındaki bilgi. Râzî, Mu'tezile âlimlerinden Ebû Abdullah el-Basrî'nin, halk kavramında "düşünme" anlamının bulunması sebebiyle Allah hakkında hâlik isminin ancak mecaz yoluyla kullanılabileceği yönündeki fikrini halkın "îcâd ve ibdâ'" mânasını da içermesi, ayrıca Allah'ın takdir için düşünmesinin şart olmaması sebebiyle reddetmiştir Levâmiʿu'l-beyyinât, s. 208-214. Kelâm kaynaklarında âlemin yaratılması meselesi tartışılırken halk, ibdâ', îcâd gibi kelimelerin yanında konu çoğunlukla hudûs kavramı çevresinde ele alınmış, yaratma için ihdâs, yaratıcı için muhdis, yaratılan için hâdis ve muhdes kelimeleri kullanılmıştır. Bütün kelâm âlimleri çeşitli delillere dayanarak cevher ve arazların, dolayısıyla cisimlerin ve bütünüyle âlemin hâdis olduğunu, her hâdisin bir muhdise ihtiyacı bulunduğunu belirtip -çeşitli delillerle teselsülün imkânsızlığını da göstererek- buradan âlemin Allah tarafından yaratıldığı sonucunu çıkarırlar. Kelâm ilminde Allah'ın âlemi yoktan ma'dûm, lâ şey', leys yarattığı konusunda ittifak edilmekle birlikte ma'dûmun "şey" olup olmadığı, bir varlığa tekabül edip etmediği meselesi önemli tartışmalara yol açmış; Ehl-i sünnet kelâmcıları şey'e "varlık" anlamı verdikleri için ma'dûmu "lâ şey'" şey değil sayarken Mu'tezile âlimleri onu şey kabul etmiş; bu da Ehl-i sünnet âlimleri tarafından âlemin önceden mevcut olan bir şeyden yaratıldığı, dolayısıyla Allah'tan başka ezelî bir gerçeğin var olduğu şeklinde anlaşılarak eleştirilmiştir. Mu'tezile kaynaklarında, "Ma'dûm şeydir" biçiminde açık bir ifadeye rastlanmaz. Kādî Abdülcebbâr, Ebû Abdullah el-Basrî'nin, "Ma'dûm sürekli var olmayan, yok olandır" şeklindeki sözünü ma'dûmların daha önce var olduğu fikrine götürdüğü için reddetmiş, kendisi ma'dûmu "mevcut olmayan mâlûm" diye tanımlamış ve bu tanımın Allah'ın dışında ikinci bir kadîmin varlığını akla getirmeyeceğini söylemiştir Şerḥu'l-Uṣûli'l-ḫamse, s. 176-177. Buna karşılık Hişâm b. Amr el-Fuvatî hariç Mu'tezile âlimlerinin ma'dûmları gerçek şeyler saydıklarını, onların ezelî ve sonsuz olduğuna inandıklarını bildiren İbn Hazm bunun sınırsız, ezelî ve yaratılmamış şeylerin varlığını tasdik etme anlamına geldiğini ve âlemin ezelîliğini kabul eden dehrî bir görüş olduğunu belirtir el-Faṣl, IV, 202. Nitekim bu tartışmaları değerlendiren H. Austryn Wolfson, ma'dûmun bir şey olduğuna inanan bütün Mu'tezile âlimlerini; Platoncu düşüncedeki önceden mevcut ezelî madde inancını takip ettiğini söylemektedir Kelâm Felsefeleri, s. 280. Öte yandan Ehl-i sünnet âlimlerinin Allah'ın sıfatları konusundaki görüşleri de Mu'tezile'nin benzer itirazıyla karşılaşmıştır. Ehl-i sünnet âlimleri Allah'ın diğer sıfatları gibi halk sıfatının da ezelî olduğunu düşünürken Mu'tezilîler bu görüşün birden fazla kadîm varlık bulunduğu taaddüd-i kudemâ' sonucuna götüreceğini, dolayısıyla tenzihe aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Ancak Mu'tezile âlimlerinin Allah'ın zâtından ayrı gerçeklikler olarak sıfatların varlığını reddetmeleri kendi aralarında da Allah'ın ezelde yaratıcı olup olmadığı konusunda görüş ayrılığına yol açmıştır. Nitekim Eş'arî'nin verdiği bilgiye göre Abbâd b. Süleyman, "Allah ezelde yaratıcıydı" demenin de, "O ezelde yaratıcı değildi" demenin de mümkün olmadığını, aynı durumun diğer fiilî sıfatlar için de söz konusu olduğunu söylemiş, Cübbâî ve mezhebin Bağdat kolu mensupları ile Basra kolu mensuplarının bir bölümü, "Allah ezelde yaratıcı ve râzik değildi" derken diğer sıfatlar hakkında farklı görüşler ileri sürmüştür Maḳālât, s. 186-187. İslâm Felsefesi. İslâm felsefesi kaynaklarında yaratmayla ilgili halk, ibdâ', îcâd, sun', hudûs gibi kavramlar yanında sudûr, feyiz ve işrak da kullanılmakta ve yaratıcı sâni', bâri', mübdi', muhdis, fâil, evvel gibi isimlerle anılmaktadır. İlk İslâm filozofu, aynı zamanda Mu'tezile kelâmcısı olarak bilinen Ya'kūb b. İshak el-Kindî, daha sonra geliştirilecek olan Yeni Eflâtuncu sudûr teorisinin aksine âlemin Allah'ın iradesiyle yoktan yaratıldığını ve onun son bulacağını kaydetmiş Resâʾil, I, 114 vd., "ilk gerçek bir" diye andığı Allah'ın bütün oluşların yoktan yaratıcısı mübdi' olduğunu, bütün yarattıklarının O'nun varlıkta tutması sayesinde mevcudiyetlerini sürdürebildiklerini belirtmiştir I, 162. Kindî gerçek anlamda fiili "varlıkları yokluktan var etme" şeklinde tanımlar ve bu anlamdaki fiilin Allah'a mahsus bulunduğunu, "bir şeyi yokluktan varlığa çıkarma" diye açıkladığı ibdâ' kavramının da bu mânadaki fiiller için kullanılabileceğini ifade eder I, 165, 182-183. Buna karşılık Ebû Bekir er-Râzî'nin Eflâtun felsefesinden ilham alıp ileri sürdüğü Mâcid Fahrî, s. 93-96, yaratıcı, nefs, heyûlâ mutlak madde, halâ boşluk, mutlak mekân ve dehr mutlak zaman ilkelerinden oluşan "el-kudemâü'l-hamse" beş ezelî prensip hakkındaki düşüncesi, İslâm inanç ve düşünce geleneğinde değişik yorumlarıyla benimsenen yaratma fikrine aykırı görülmüş, birçok müslüman âlim ve düşünürün ağır eleştirisine hedef olmuştur Resâʾil felsefiyye, s. 165-216; DİA, XXXIV, 481. İhvân-ı Safâ Allah için hâlik, yaratılmışlar için mahlûk sıfatlarını kullanmakla birlikte daha ziyade yoktan ve örneksiz yaratmayı ifade eden ibdâ', ihdâs, ihtirâ' gibi kavramları tercih etmiştir. Bununla birlikte başka yerlerde de görüldüğü gibi bu konuda da kavramları gerçek anlamlarının dışına taşıdığı görülmektedir. Nitekim Allah'ın kerem ve cömertliğinin ifadesi olan yaratıcılığını Yeni Eflâtuncu feyiz ve sudûr kavramlarıyla açıklar ve yaratıcıdan ilk sudûr edenin akıl olduğunu, ardından yine feyiz yoluyla küllî nefs, ilk madde ve nihayet diğer varlıkların yaratıldığını ileri sürer. İhvân-ı Safâ'ya göre aklın da ibdâ' gücü bulunmakla birlikte ona bu özelliği bahşeden Allah'tır. Bütün varlıkların formları akılda mevcut olup sudûr sürecinde akıl bu formları ruhanî cevher olan küllî nefse aktarır ve sonuçta eşya küllî nefs aracılığıyla var edilir er-Resâʾil, II, 127; III, 517; IV, 206-207; er-Risâletü'l-câmiʿa, s. 51, 377, 481, 491. Fârâbî kâinatın meydana gelişini Yeni Eflâtuncu feyiz ve sudûr teorisiyle sistemleştirmiş, daha sonra bu anlayış başta İbn Sînâ olmak üzere aynı çizgideki diğer düşünürlerce devam ettirilmiştir. Öte yandan sudûr teorisine karşı özellikle Gazzâlî'nin başlattığı güçlü eleştiriler İbn Rüşd, Ebü'l-Berekât el-Bağdâdî, Fahreddin er-Râzî, İbn Teymiyye gibi ünlü düşünürler tarafından sürdürülmüştür. Buna karşılık sudûrcu yaratma teorisi Sühreverdî el-Maktûl, Muhyiddin İbnü'l-Arabî gibi mistik düşünürlerin yaratılış düzenini açıklamalarına farklı derecelerde ilham kaynağı teşkil etmiştir. Yaratmanın ezelîliği konusunda değişik bir görüş İbn Rüşd tarafından benimsenmiştir. İbn Rüşd, Eş'ariyye'nin varlığın sonradan yaratıldığı ve sonlu olduğu yönündeki düşüncesini ve kanıtlarını eleştirirken kendisi âlemin fâili olan Allah'ın varlığı gibi fiilinin de ezelî olmasını mâkul ve mümkün görmüş, her varlığın başlangıcı ve sonu bulunduğunu, ancak var olmanın yaratılışın sonsuz bir süreç olduğunu söylemiştir Tehâfütü't-Tehâfüt, s. 182-185, 428-429, 431-434; Faṣlü'l-maḳāl, s. 85-87. Aynı fikri benimseyen İbn Teymiyye'ye göre İbn Rüşd'ün bu açıklaması, hem geçmişte ve gelecekte sonu olmayan varlığın imkânsızlığını savunan kelâmcıların görüşünü hem de cisimlerin hareketlerinin başlangıçsız ve sonsuz olarak devam ettiğini, dolayısıyla semavî cisimlerin yaratılmamış bulunduğunu ileri süren filozofların iddialarını çürütmektedir. Sonuçta İbn Rüşd gibi İbn Teymiyye de tek tek varlıklarla tür bakımından varlığı birbirinden ayırmak gerektiğini, fertleri hâdis olan bir türün tür olarak sürekli olabileceğini ileri sürmüştür Kaynak Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi 1/39 Allah ebedi ve ezeli olan tüm sıfatları Zati ve Subuti olmak üzere iki ana gruba ayrılır. Allah zatına özel olan, yaratıklardan herhangi birine verilmesi mümkün olmayan sıfatlardır. Bunlar vücud, kıdem, beka, muhalefetün li’l – havadis, kıyam binefsihi ve vahdaniyet olmak üzere 6 tanedir. 2/39 Subuti sıfatları ise varlığı zorunlu olan sıfatlardandır. Zati sıfatlar yalnızca Allah ait iken, subuti sıfatlar yaratılan kişiler hakkında da kullanılabilir.​ 3/39 Burada bilinmesi gereken en ayrıştırıcı nokta yalnızca isim benzerliğidir. Yoksa Allah sıfatları kesinlikle yaratıkların sıfatına benzemez. Subuti sıfatlar grubunda da hayat, ilim, semi, basar, irade, kudret, kelam ve tekvin yer alır. 4/39 Allah subuti sıfatlarından biri olan ''Tekvin'' Yaratma sıfatı'na örnek olacak eşi benzeri mümkün olmayan mucizelerini sizler için araştırdık. 5/39 Evrendeki sayısız güzellikleri arasından en çarpıcı olan ve Allah'ın varlığını kanıtlayacak nitelikte ibret alınması gereken hayvan ve çiçeklerin kusursuz güzelliği sizi de büyüleyecek! 6/39 İŞTE ALLAH SANATI... Secde Suresi, 7. Ayet O ki, yarattığı her şeyi güzel yaptı. İnsanı yaratmaya da çamurdan başladı. 7/39 EN İLGİNÇ VE GÜZEL HAYVANLAR ALEMİ Nûr Suresi, 45. Ayet Allah bütün canlıları sudan yarattı. İşte bunlardan bir kısmı karnı üzerinde sürünür, kimi iki ayak üzerinde yürür, kimisi dört ayak üzerinde yürür. Allah dilediğini yaratır. Çünkü Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir. 8/39 En'âm Suresi, 14. Ayet De ki "Göklerin ve yerin yaratıcısı olan, beslediği halde beslenmeye ihtiyacı olmayan Allah'tan başkasını mı dost edineceğim." De ki "Bana, Allah'a teslim olanların ilki olmam emredildi ve sakın Allah'a ortak koşanlardan olma denildi." 9/39 En'âm Suresi, 73. Ayet O, gökleri ve yeri, hak ve hikmete uygun olarak yaratandır. Allah'ın "ol" deyip de her şeyin oluvereceği günü hatırla. O'nun sözü gerçektir. Sûra üflendiği gün de mülk hükümranlık onundur. Gaybı da, görülen âlemi de bilendir. O, hüküm ve hikmet sahibidir, her şeyden hakkıyla haberdardır. 10/39 A'râf Suresi, 54. Ayet Şüphesiz sizin Rabbiniz, gökleri ve yeri altı gün içinde altı evrede yaratan ve Arş'a kurulan, geceyi, kendisini durmadan takip eden gündüze katan, güneşi, ayı ve bütün yıldızları da buyruğuna tabi olarak yaratan Allah'tır. Dikkat edin, yaratmak da, emretmek de yalnız O'na mahsustur. Âlemlerin Rabbi olan Allah'ın şanı yücedir. 11/39 Yûnus Suresi, 3. Ayet Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı gün içinde altı evrede yaratan, sonra da Arş'a kurulup işleri yerli yerince düzene koyan Allah'tır. O'nun izni olmaksızın, hiç kimse şefaatçı olamaz. İşte o, Rabbiniz Allah'tır. O halde O'na kulluk edin. Hâlâ düşünmüyor musunuz? 12/39 Ra'd Suresi, 16. Ayet De ki "Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?" "Allah'tır" de. De ki, "O'nu bırakıp da kendilerine bile bir faydası ve zararı olmayan dostlar mabutlar mı edindiniz?" De ki, "Kör ile gören bir olur mu? Ya da karanlıklarla aydınlık bir olur mu? Yoksa Allah'a, O'nun yarattığı gibi yaratan ortaklar buldular da bu yaratma ile Allah'ın yaratması onlara göre birbirine mi benzedi?" De ki "Her şeyin yaratıcısı Allah'tır. O, birdir, mutlak hakimiyet sahibidir." 13/39 A'râf Suresi 54. Ayet Şüphesiz sizin Rabbiniz, gökleri ve yeri altı gün içinde altı evrede yaratan ve Arş'a kurulan, geceyi, kendisini durmadan takip eden gündüze katan, güneşi, ayı ve bütün yıldızları da buyruğuna tabi olarak yaratan Allah'tır. Dikkat edin, yaratmak da, emretmek de yalnız O'na mahsustur. Âlemlerin Rabbi olan Allah'ın şanı yücedir 14/39 Furkân Suresi, 54. Ayet O, sudan bir insan yaratıp ondan soy sop ve hısımlık meydana getirendir. Rabbin her şeye hakkıyla gücü yetendir. 15/39 Sâffât Suresi, 96. Ayet "Oysa Allah sizi de, yaptığınız şeyleri de yaratmıştır." 16/39 Zümer Suresi, 62. Ayet Allah her şeyin yaratıcısıdır. O her şeye vekildir. 17/39 Mü'min Suresi, 62. Ayet İşte her şeyin yaratıcısı olan Rabbiniz Allah! Ondan başka hiçbir ilâh yoktur. Durum bu iken nasıl oluyor da haktan döndürülüyorsunuz? 18/39 19/39 20/39 21/39 22/39 23/39 24/39 25/39 26/39 27/39 28/39 ÇİÇEKLER 29/39 30/39 31/39 32/39 33/39 34/39 35/39 36/39 37/39 38/39 39/39 Kaynak Yasemin Güncelleme Tarihi 16 Nisan 2019, 1252 Yaratmak bir nesneyi yokluktan varlık sahasına çıkarmaktır. Bu anlamda yaratmak Allah'a mahsustur. Evreni ve evrendeki bütün varlıkları yaratan Allah'tır. En küçük varlıklardan gökteki aya, güneşe, yıldızlara kadar her şeyin yaratıcısı o'dur. Allah'ın yaratma sıfatına "Tekvin" denir. Yüce Allah'ın bu alemleri yaratıp yok etmesi, kullarını yaratıp yaşatması, onları beslemesi sonra da öldürüp başka bir aleme onları götürmesi, hep bu tekvîn sıfatının tecellisi ile olur. "Allah bir şeyin olmasını dilediği zaman, ona "ol" der, o da oluverir." Yasin 82 Yüce Allah alemleri yaratan ve terbiye edendir. Yaratmasında tamamen serbesttir. Dilediğini var eder, dilediğini yok eder. Yaratmak O'na zor gelmez. Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulur "...Allah dilediğini yaratır. Bir işe hükmedince ona sadece "Ol" der o da oluverir" Al-i İmran suresi, 47. ayet. Allah'ın yaratma sıfatı her an devam etmektedir. Allah mutlak güç ve kudret sahibidir. Yaratmak için başka bir güce ve araca ihtiyaç duymaz. Yaratmasından dolayı kimseye karşı sorumlu değildir. Allah her şeyi bir ölçüye göre ve bir düzen içinde yaratmıştır. Hiçbir şey boşuna yaratılmamıştır. Hiçbir yaratılan da başıboş bırakılmamıştır. Yaratılmış olan her şey, Yaratan'ın varlığına, birliğine ve gücüne işaret eder. Yüce Rabbımız Kur’an-ı Keriminde kendisini daha iyi anlayıp kavrayabilmemiz için bir takım sıfatlarla nitelendiğini bize haber vermiştir. Bu sıfatları daha iyi değerlendirebilmek için üç kısımda ele almamız gerekir. I. Allah’ın Zâtî Sıfatları Bu sıfatlar yalnızca Allah’a mahsus olan, başka varliklarda bulunmayan sifatlardir. Bunlari şöyle siralayabiliriz 1- Vücûd Allah’ın var olması demektir. Onun varlığı kendindendir, var olması kendi zâtının varlığı gereğidir. Diğer varlıklar gibi kendisini var edecek bir başkasına ihtiyacı yoktur. Zaten başkasına muhtaç olan ilâh olamaz. Allah’ın varlığı her şeyden öncedir. Halbuki etrafımızda gördüğümüz bütün varlıklar sonradan meydana gelmiştir. Sonradan var olanlar, adından anlaşılacağı üzere bir başkası tarafından var edilmişlerdir; yani bunlar var olabilmeleri için Allah’ın kendilerini var etmesine muhtaçtırlar. Yüce Allah kendisinden olan bu varlığını devam ettirmek için de hiç bir yere ihtiyaç duymaz. Onun yok olduğu hiçbir an düşünülemez. 2- Kıdem Allah’ın varlığının ezelî olması, başlangıcının evvelinin, öncesinin olmaması demektir. Hiçbir şey yok iken, bu evren yaratılmadan önce de O vardı. Allah’ın varlığı şu anda, önceki tarihlerde başlamıştır demek asla doğru olmaz. Böyle bir tarih vermek ancak sonradan olan varlıklar için söz konusudur; çünkü onlar önce yok iken sonradan varolmuşlardır. "O, her şeyden öncedir; kendisinden sonraya hiçbir şeyin kalmayacağı sondur; varlığı apaçıktır; gerçek mahiyeti insan için gizlidir. O her şeyi bilir." Hadid Sûresi 3. âyet. 3- Bekâ Allah’ın sonsuza deşin ebedî olarak varolması demektir. Allah ezelden beri varolduğu gibi sonraya doğru da, ebediyen varolacaktır. Onun için yokluk, yok olduğu an düşünülemez. Bu ancak sonradan bir başkası tarafından var edilenler için söylenebilir; çünkü onlar önce yok iken, sonradan varolmuşlardır. " Yeryüzünde bulunan her şey fânîdir, gelip geçici, yok olucudur. Ancak Yüce ve Cömert olan Rabb’ımızın varlığı bâkîdir, ebedidir, son bulmaz." Rahmân Sûresi 26-27. âyetler. 4- Vahdaniyet Allah’ın bir ve tek olması demektir. O zâtında, sıfatlarında ve işlerinde bir olup eşi, benzeri ve ortağı olmayandır. İslâmiyet Allah’ın tek oluşu inancı üzerine kurulmuş bir dindir ve bu özelliği ile diğer ilâhî dinlerle aynıdır. " Ey Muhammet deki Allah bir tektir, O hiçbir yere muhtaç değildir. Doğurmamış ve doğmamıştır. Hiçbir şey Ona denk değildir." İhlâs Suresi 5- Kıyam Bi-nefsihi Varlığının kendisinden olması demektir. O varlığı için bir iken Allah kendi zâtının gereği olarak vardı. Varolması varlığını devam ettirmesi için hiçbir şeye muhtaç değildir. Her şeyin yaratıcısı olan Allah dilerse onları var eder, varlıklarını devam ettirir, dilerse yok eder. " Allah, Ondan başka tanrı olmayan diri ve her an yaratıklarını gözetip duran, hiçbir şeye muhtaç olmayandır." Al-i Imran Sûresi 2. âyet 6- Muhâlifetün li’l - Havâdis Sonradan olanlarla benzememek demektir. Allah sonradan varolan varlıkların hiçbirine benzemez. Biz Onu nasıl düşünürsek düşünelim, O bu düşündüklerimizden, hatır ve hayalimizden geçen şeylerin hepsinden başkadır ve hiçbirisine benzemez. "Onun benzeri hiçbir şey yoktur. O işitendir, görendir." Şûra Sûresi 11. âyet II. Allah’ın Sübûtî Sıfatları Bu göreceğimiz sıfatların benzerleri sınırlı ve vasıtalı olarak insanlara verilmiş olsa da, Allah’ın kendisine has olan bu sıfatları sınırsızdır ve herhangi bir vasıtaya muhtaç değildir. 1- Hayat Allah’ın diri ve canlı olması demektir. Allah ezelî ve ebedî olan hayat ile diri ve canlıdır. Onun için ölüm, uyku, dalgınlık, gaflet gibi şeyler asla düşünülemez; çünkü bu ve benzeri şeyler eksikliktir, güçsüzlüktür. O daima hayat sahibidir. " Ölümsüz, diri olan Allah’a güven, Onu özenerek tesbih et." Furkan Sûresi 58. âyet. 2- İlim Allah’ın her şeyi bilmesi demektir. Evrendeki hiçbir şey Onun bilgisinin dışında değildir. Allah’ın ilmi her şeyi kuşatmıştır. Onun ilmi ezelîdir, sınırsızdır, hiçbir şey Onun ilminin dışında meydana gelmez. İnsanların ilmi ise, sonradan kazanılan, belli ve sınırlı bir ilimdir. " Görüleni de görülmeyeni de bilen, yücelerin yücesi olan Allah’a göre, aranızdan sözü gizleyen ile açığa vuran ve geceye bürünerek gecenin karanlığına gizlenip gündüz ortaya çıkan arasında fark yoktur." Râd Sûresi 9-10. âyetler. " İçinizde olanı gizleseniz de açıklasanız da Allah onu bilir. Göklerde olanları da yerde olanları da bilir. Allah’ın her şeye gücü yeter." Al-i Imran Sûresi 23. âyet 3- İrade Allah’ın dilemesi, istemesi demektir. Allah, dilediği gibi hükmeder, istediğini yapar ve bunları yerine getirmek için hiçbir şeye muhtaç değildir. Hür serbest olarak dilediğini yapar, dilediğini yapmaz. Evrendeki her şey Onun bu sıfatı ile yaratılmakta ve meydana gelmektedir. "Bir şeyin olmasını istediğimiz zaman sözümüz sadece OL demektir ve o hemen oluverir." Nahl Sûresi 40. âyet. 4- Kudret Allah’ın gücü olması, istediği her şeyi yapabilmesi demektir. Allah’ın evrende dilediği gibi hükmetmesi, tercihini kullanmaya gücünün, kudretinin yetmesi demektir. Allah’ın sonsuz, bitmek, tükenmek bilmeyen kudreti ve gücü vardır. Onun ezelî olan güç ve kudretinin dışında kalan hiçbir şey yoktur. Dilerse bu evren gibi daha bir çok evrenler yaratmağa gücü yettiği gibi, yaratıkları bir anda yok etmeğe de gücü yeter. Yıldızlara, aya, güneşe bakarak bu gücün büyüklüğünü, sınırsızlığını, ebediliğini daha iyi kavrarız. "Şüphe yok ki Allah her şeyi yapmağa, her şeye güç yetirmeğe kâdirdir." Bakara Sûresi 20. âyet. 5- Semi Allah’ın her şeyi işitip duyması demektir. Onun işitmesine hiçbir şekilde sınır ve kısıtlama yoktur. İnsanlar belli şiddetteki sesleri işitebilirler. İşitmek için bir takım araçlara ve organlara sahip olmak gerekir. Arada hava olmasa, insanlar birbirlerini duyamazlar. Allah’ın işitmesi doğrudan doğruyadır. Bu türlü araçlara, organlara ihtiyacı yoktur. "Şüphe yok ki Allah işitendir, bilendir." Bakara Sûresi 181. âyet., "Bilin ki, Allah işitir ve bilir." Bakara Sûresi 244. âyet. 6- Basar Yüce Allah’ın her şeyi görüp gözetmesi olmak demektir. Onun görmesinden hiçbir şey uzak ve gizli değildir, göremeyeceği hiçbir şey ve yer yoktur. Onun görmesine uzaklık, yakınlık veya aşırı aydınlık gibi yaratıklarla ilgili şeylerin hiçbir şekilde etkisi olmaz. Her yerde olup biten her şeyi görür, bilir ve anında haberi olur. "Allah yaptıklarınızı hakkıyla görür." Enfal Sûresi 244. âyet. 7- Kelâm Yüce Allah’ın konuşması ve söylemesi olmak demektir. Allah’ın konuşması, sese ve harflere ihtiyaç duymadan olur. Bu ezelî ve ebedî olan sıfatı ile peygamberlerine söylemiş emirler vermiş yasaklarını bildirmiştir. İşte böylece ilâhî kitaplar meydana gelmiştir. Yüce Allah’ın konuşamaması, dilsiz olması asla düşünülemez. "Allah Musa’ya da hitap ile konuştu." Nisa Sûresi 169. âyet. 8- Tekvin Yüce Allah’ın yoktan var edip yaratması demektir. şu evrende var olan ve varlığını devam ettirmekte olan her şeyi O, ezelî ve ebedî olan tekvin sıfatının gereği olarak yaratmıştır. Allah’ın yaratmak, yaşatmak, rızkları vermek, bol bol nimetler ihsan etmek, ödüllendirmek, cezalandırmak, affetmek, öldürmek, diriltmek gibi bütün işleri bu sıfatının gereğidir. "Allah önce mahlûkatı yaratır, ölümden sonra onu tekrar diriltir. Sonunda Ona döneceksiniz." Rûm Sûresi 11. âyet. III. Allah’ın Fiilî Sıfatları Yüce Allah’ın fiilî sıfatları pek çoktur; bunların hepsini saymak mümkün değildir. Ancak bunlara birkaç örnek vermekle yetinelim. Halk Yaratmak demektir. Bütün varlıkları yaratan Hz. Allah’tır. Hiçbir mahlukun herhangi bir şeyi yaratmağa gücü yoktur. İnşa Yoktan var etmek demektir. Evrendeki tüm varlıkları yoktan var eden Yüce Allah’tır. Yaratıklarınsa yoktan var etme gücü yoktur. İbda' Yüce Allah'ın, aslı ve benzeri olmaksızın icat etmesi demektir. İhya Yüce Allah’ın diriltmesi demektir. Bir yaratığa can verip onu yaşama ulaştırmak, diriltmek ancak Allah’a mahsustur. İmate Yüce Allah’ın öldürmesi, hayata son vermesi demektir. Bir yaratığa can veren Hz. Allah dilediği zamanda onun yaşamına da son verir. Terzîk Yüce Allah’ın rızk vermesi demektir. Allah Rab ol-masının gereği sayısız çeşit ve ihtiyaçta olan mahlukatın rızkını da yaratır. O, yaşamlarını devam ettirebilmeleri için muhtaç oldukları besinleri yoktan var edip onlara sunar. El-Halık Esması anlamı nedir? Allah’ın 99 ism-i şerifi Esmaül Hüsna olan Ya Halık ne demek, zikri, fazileti nedir? Ebced değeri, zikir adedi ve günü, ne için ve ne zaman okunur? Halik kelimesi Kuran’da geçiyor mu? Faydaları ve sırları nedir?El-Halık Her şeyi yoktan var eden, yaratan. Her şeyin varlığını ve yaşadığı sürece geçireceği halleri, olayları önceden tesbit edip ona göre ortaya çıkaran, meydana getiren Halk eden. El-Hâlık Allah’ın 99 isimlerinden birisidir.“Allah, her şeyin yaratıcısıdır. O, her şeye vekildir her şeyi korur.” – Zümer 3962“Acaba onlar herhangi bir yaratıcı olmadan mı yaratıldılar? Yoksa kendileri mi yaratıcıdırlar?” Tûr, 5235El-Halık Esmasının AnlamıYaratan, yoktan var eden, her şeyin varlığını ve varlığı süresince görüp geçireceği bütün halleri, hadiseleri tayin ve tespit eden ve ona göre 99 isminden biri olan “El-Halık” ismi; Arapça kelime kökeni olarak “halk” kelimesinden türetilmiş bir isim olup, anlam açısından “yoktan var etme”, “takdire şayan olma”, “herhangi bir modele sahip olmadan sıfırdan bir şey inşa etme” anlamlarına abartılı biçimde kullanılmak istenirse “hallak” şeklinde kullanılmakta, bu kelime de “sürekli olarak yaratım içerisinde olma” anlamını ifade isim, Allah’ın sonsuz yaratma gücüne değinilen bir sıfat niteliğindedir. Hiçbir eşi benzeri bulunmayan bir şeyi ancak Allah’ın yoktan yaratabildiği ve bu isimle birlikte Allah’tan baştan hiçbir yaratıcının olmadığı Allah’ın yaratma sıfatı, bizim anlayamayacağımız kadar geniş ve derindir. Allah’ın “yaratma” sıfatı özeldir. Kısacası yaratmak, Allah’a mahsus bir özelliktir. Başka varlıkların yaratma gücü de yeteneği de YazılışıEl-Hâlik الخالقYa-Halık esmasının Ebced Değeri ve Zikir saati, zikir günü ve zikir saati Ebced değeri ve zikir sayısı ; 731 Zikir günü ; Pazar Zikir saati ; Güneş Sabah güneş doğarken ilk bir saat ve ikindi namazı sonrası bir saat“Sizin de, gelip geçmiş atalarınızın da Rabbi olan Allah’ı, o en güzel Hâlıkı yaratanı bırakıp hâlâ Ba’l’e tapmaya mı devam edeceksiniz?” Saffât, 37125-126“İşte Rabbiniz, bütün bunları yapan, her şeyi yaratan Hâlık Allah’tır. O’ndan başka ilah yoktur. Böyle iken nasıl oluyor da bu gerçeği kabul etmekten vazgeçiyorsunuz?” Mü’min, 4062El–Hâlik isminin Özellikleri, Fazileti ve SırlarıÜzüntü ve sıkıntıdan kurtulmak için El Halik ism-i şerifi gün arka arkaya 100 defa “YA HALIK” ismini okuyan kimse, gelecek bela ve musibetlere karşı korunur. Bu mübarek isim, daha çok sanatkarlara ait bir zikirdir. Yani daha çok sanatkarlar ve sanatkarlar ruhlu insanların bu ismi okumaları gerekir. Ancak sadece onlara mahsus değildir. Bu ismi vird edinenler işlerinde ve özellikle sanatlarında başarılı ismini, seher vaktinde zikredenlerin, kalpleri çabuk nurlanır ve basiretleri açılır, hikmet sahibi zor bazı hastalıklar için bu ismin vekfinin, yazılıp taşınması ve zikrine devam edilmesi tavsiye kim bu mübarek ismi vird haline getirir ve geceleri buna devam ederse, yüce Allah, o kimsenin içini ve dışını nurlandırır. Gam ve kederden kurtarır, ahiret saltanatı ile bir işi olan kimse, temiz bir vaziyette ve abdestli olarak kıbleye karşı tenha bir yerde bu ismi 5115 defa zikreder ve halini Allah’a arz edip dua ederse, isteği yerine getirilir ve kolayca gün 731 kere “Ya Hâlık celle celâlühû” zikrine devam eden bütün sıkıntılarından kurtulur, her işinde başarılı gün 731 kere “Ya Hâlık, Ya Bârî, Ya Musavvir celle celâlühû” diye zikreden, her türlü ruh hastalığından olmayan eşler, her gün 731 kere “Ya Hâlik celle celâlühû” demeye devam ederlerse Allâh-u Teala’nın izniyle çocukları olmayan bir kadın, yedi gün oruç tutup iftar vaktinde “Ya Halık, Ya Bari, Yâ Musavvir” isimlerini bir bardak suya 21 kere okuyup üfleyip ve o su ile orucunu açarsa Cenab-ı hak bu isimlerin hürmetine makbul bir çocuk ihsan eder.“Ya Hâlık, Ya Bâri, Ya Musavvir” isimlerini üçünü birden devamlı okuyan kimsenin hayır duaları ve istekleri daha icabete yakın Halık esması günde 100 kez okunursa, kişi gelecekteki belalardan ve musibetlerden ile ilgili Ayetlerİçinde El-Halık İsm-i şerifinin geçtiği Kur’an ayetleriFatır suresi 3. ayet يَا أَيُّهَا النَّاسُ اذْكُرُوا نِعْمَتَ اللَّهِ عَلَيْكُمْ هَلْ مِنْ خَالِقٍ غَيْرُ اللَّهِ يَرْزُقُكُم مِّنَ السَّمَاء وَالْأَرْضِ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ فَأَنَّى تُؤْفَكُونَ Okunuşu Yâ eyyuhân nâsuzkurû ni’metallâhi aleykum, hel min hâlikın gayrullâhi yerzukukum mines semâi vel ard ardı, lâ ilâhe illâ huve fe ennâ tu’fekûn tu’fekûne. Anlamı Ey insanlar! Allah’ın üzerinizdeki nimetini zikredin. Sizi göklerden ve yerden rızklandıran, Allah’tan başka bir Halîk bir Yaratıcı var mı? O’ndan başka İlah yoktur. Öyleyse nasıl imandan döndürülüyorsunuz?Enam suresi 101. ayet بَدِيعُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ أَنَّى يَكُونُ لَهُ وَلَدٌ وَلَمْ تَكُن لَّهُ صَاحِبَةٌ وَخَلَقَ كُلَّ شَيْءٍ وهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ Okunuşu Bedîus semâvâti vel ard ardı, ennâ yekûnu lehu veledun ve lem tekun lehu sâhıbetun, ve halaka kulle şey’in, ve huve bi kulli şey’in alîm alîmun. Anlamı O, gökleri ve yeri örnekleri yokken yaratandır. O’nun bir eşi olmadığı halde, nasıl bir çocuğu olabilir? Halbuki her şeyi O yarattı. O, her şeyi hakkıyla suresi 102. ayet ذَلِكُمُ اللّهُ رَبُّكُمْ لا إِلَهَ إِلاَّ هُوَ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ فَاعْبُدُوهُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ وَكِيلٌ Okunuşu Zâlikumullâhu rabbukum, lâ ilâhe illâ huve, hâliku kulli şey’in fa’budûhu, ve huve alâ kulli şey’in vekîl vekîlun. Anlamı Rabbiniz, işte bu Allah’tır. O’ndan başka ilah yoktur. Her şeyi yaratandır. Artık O’na kul olun! Ve O, her şeye suresi 16. sure قُلْ مَن رَّبُّ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ قُلِ اللّهُ قُلْ أَفَاتَّخَذْتُم مِّن دُونِهِ أَوْلِيَاء لاَ يَمْلِكُونَ لِأَنفُسِهِمْ نَفْعًا وَلاَ ضَرًّا قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الأَعْمَى وَالْبَصِيرُ أَمْ هَلْ تَسْتَوِي الظُّلُمَاتُ وَالنُّورُ أَمْ جَعَلُواْ لِلّهِ شُرَكَاء خَلَقُواْ كَخَلْقِهِ فَتَشَابَهَ الْخَلْقُ عَلَيْهِمْ قُلِ اللّهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ Okunuşu Kul men rabbus semâvâti vel ardardı, kulillâh kulillâhu, kul e fettehaztum min dûnihî evliyâe lâ yemlikûne li enfusihim nef’an ve lâ darrâ darren, kul hel yestevil a’mâ vel basîru em hel testevîz zulumâtu ven nûr nûru, em cealû lillâhi şurakâe halakû ke halkıhî fe teşâbehel halku aleyhim, kulillâhu hâliku kulli şey’in ve huvel vâhidul kahhâr kahhâru.Anlamı “Semaların ve yeryüzünün Rabbi kimdir?” de. “Allah’dır” de. Artık ondan başka kendilerine bile fayda ve zararı olmayan dostlar mı edindiniz? “Gören ve görmeyen bir olur mu? Veya karanlıklar ile nur bir olur mu?” de. Yoksa onlar, onun yaratması gibi yaratan ortaklar kıldılar da, böylece bu yaratma onlara benzer mi göründü? De ki“Allah, her şeyin yaratıcısıdır.” Ve O, tek Kahhar kahreden, her şeye gücü yeten, en kuvvetli suresi 62 ayet اللَّهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ وَكِيلٌ Okunuşu Allahu hâliku kulli şey’in ve huve alâ kulli şey’in vekîl vekîlun. Anlamı Allah, her şeyin Yaratıcısı’dır ve O, her şeye suresi 62 ayet ذَلِكُمُ اللَّهُ رَبُّكُمْ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ لَّا إِلَهَ إِلَّا هُوَ فَأَنَّى تُؤْفَكُونَ Okunuşu Zâlikumullâhu rabbukum hâliku kulli şey’in lâ ilâhe illâ huve fe ennâ tu’fekûn tu’fekûne. Anlamı İşte o Allah ki, sizin Rabbinizdir. Her şeyi Yaratan’dır. O’ndan başka İlah yoktur. Öyleyse nasıl döndürülüyorsunuz?Haşr suresi 24. ayet هُوَ اللَّهُ الْخَالِقُ الْبَارِئُ الْمُصَوِّرُ لَهُ الْأَسْمَاء الْحُسْنَى يُسَبِّحُ لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ Okunuşu Huvallâhul hâlikul bâriul musavviru lehul esmâul husnâ, yusebbihu lehu mâ fîs semâvâti vel ard ardı ve huvel azîzul hakîm hakîmu. Anlamı O Allah ki; Yaratan’dır, Bâri’dir yokken var eden, Musavvir’dir şekil verendir, güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde olanlar O’nu tespih eder. Ve O; Aziz’dir yücedir, Hakîm’dir hüküm ve hikmet sahibidir.Nisa suresi 1. ayet يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُواْ رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُم مِّن نَّفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالاً كَثِيرًا وَنِسَاء وَاتَّقُواْ اللّهَ الَّذِي تَسَاءلُونَ بِهِ وَالأَرْحَامَ إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا Okunuşu Yâ eyyuhân nâsuttekû rabbekumullezî halakakum min nefsin vâhidetin ve halaka minhâ zevcehâ ve besse minhumâ ricâlen kesîran ve nisâânisâen, vettekûllâhellezî tesâelûne bihî vel erhâm erhâme. İnnallâhe kâne aleykum rakîbâ rakîben. Anlamı Ey insanlar, Rabbiniz’e karşı takva sahibi olun. O ki, sizi bir tek nefesten Âdem Aleyhis selâm’dan yarattı. Ve ondan zevcesini yarattı ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üretip yaydı. Ve O’nunla O’nun adı ile birbirinize dilekte bulunduğunuz Allah’a karşı takva sahibi olun ve rahimlerden akrabalık haklarından sakının. Muhakkak ki Allah, sizin üzerinizde murakıbtır sizi kontrol edendir.Tur suresi 35. ayet أَمْ خُلِقُوا مِنْ غَيْرِ شَيْءٍ أَمْ هُمُ الْخَالِقُونَ Okunuşu Em hulikû min gayri şey’in em humul hâlikûn hâlikûne. Anlamı Yoksa onlar bir şey bir yaratan olmaksızın mı yaratıldılar? Veya yaratıcılar onlar mı?Mü’minun suresi 14. ayet ثُمَّ خَلَقْنَا النُّطْفَةَ عَلَقَةً فَخَلَقْنَا الْعَلَقَةَ مُضْغَةً فَخَلَقْنَا الْمُضْغَةَ عِظَامًا فَكَسَوْنَا الْعِظَامَ لَحْمًا ثُمَّ أَنشَأْنَاهُ خَلْقًا آخَرَ فَتَبَارَكَ اللَّهُ أَحْسَنُ الْخَالِقِينَ Okunuşu Summe halaknân nutfete alakaten fe halaknâl alakate mudgaten fe halaknâl mudgate ızâmen fe kesevnâl izâme lahmen summe enşe’nâhu halkan âhar âhara, fe tebârakallâhu ahsenul hâlikîn hâlikîne.Anlamı Sonra da nutfeden bir noktadan rahim duvarına bağlı bir alaka yarattık. Sonra alakadan bir çiğnem et görünümünde bir mudga yarattık. Bundan sonra mudgadan kemikleri yarattık. Daha sonra kemiklere et giydirdik üzerini et ile kapladık. Daha sonra da onu, başka bir yaratışla inşa ettik şekillendirdik. İşte böyle Allah, Mübarek’tir, En Güzel Yaratıcı’ 60. BölümCevşen-i Kebir duasından60. BölümVe es’elüke biesmâike Yâ Evvel Yâ Âhir Yâ Zahir Yâ Bâtın Yâ Halik Yâ Râzik Yâ Sâdık Yâ Sabık Yâ Saik Yâ Fâlikسُبْحَانَكَ يَا لآَ اِلٰهَ اِلآَّ اَنْتَ اْلاَمَانُ اْلاَمَانُ اَجِرْنَا مِنَ النَّارِSübhâneke yâ lâ ilahe illâ ente’l-emâ-nü’l-emânü ecirnâ mine’ Senden şu isimlerinin hakkı için istiyor ve yalvarıyorum. Ey her şeyden önce olan evvel, Ey her şeyden sonra olan Ahir, Ey varlığı apaçık görünen Zahir Ey her şeyin içyüzünden haberdar olan Batın, Ey her şeyi yoktan yaratan Halik, Ey her şeyi münasip bir sekilde riziklandiran Razik, Ey her işi doğru olan ve sözünü yerine getiren Sadik, Ey varlığı her şeyden önce olan Sabik, Ey her şeyi mukadder hedefine sevk eden Saik, Ey tohum ve çekirdekleri yarıp sünbüllendiren Falik, Sen bütün kusur ve noksan sıfatlardan münezzehsin, Senden başka ilah yok ki bize imdat etsin. Eman ver bize, Eman diliyoruz. Bizi cehennemden 99 ismi ve AnlamlarıAllahü Teala’nın Kuran-ı Kerim ve Hadislerde geçen 99 ism-i şerifi ve Türkçe Anlamları.. Büyük faziletleri bulunan Allah’ın 99 ismi sırasıyla Esmaul Hüsnaİlgili Diğer KonularYa Bâri Esması Anlamı ve FaziletiYa Melik Esması Anlamı ve FaziletiYa Musavvir Esması Anlamı ve FaziletiYa Fettah Esmasının Anlamı ve FaziletiEs-Semi Esmasının Anlamı ve FaziletiEl Musavvir Esması Anlamı ve FaziletiYa Bari Esmasının AnlamıEr Rezzak ne demek?Ya Settar ne demek?

allah ın yaratma sıfatı ile ilgili ayetler